Kayıp Dillerin Fısıldadıkları – İkinci Bölüm

Ayşıl Özaslan Yazar: Ayşıl Özaslan 7 Aralık 2020

Bu haberi arkadaşlarınla hemen paylaş!

Gelelim günümüze; günümüzde dünya üzerinde, farklı lehçelerin kullanımı ile birlikte yaklaşık yedi bin dil kullanılmakta olunup bu dillerden yaklaşık iki bin tanesi tehlike altındaymış. UNESCO Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlası'na göre Türkiye’de günlük yaşamda otuz altı farklı dil kullanılıyormuş.

Kayıp Dillerin Fısıldadıkları – İkinci Bölüm

 

Geçtiğimiz haftaki yazımda Rezan Has Müzesi Koleksiyonu’ndan derlenen eserler ile Anadolu insanının binlerce yıllık yaşantısına tanıklık etmenizi sağlayacak olan “Kayıp Dillerin Fısıldadıkları” sergisini araştırmış ve birinci bölümünü size aktarmıştım. Dilin insanlar tarafından ses hâlinde kullanılmaya başlanması ve gelişimi ile daha sonra seslerin resim hâline dönüştürülerek bu resimlerin günümüzde kullandığımız yazı hâline dönüşmesinden bahsetmiştim.

 

Semboller hâlinde resme yansıtılan dilin, yazı olarak gelişiminin bir sonraki aşamasını oluşturan çivi yazısı, Mezopotamya’da ortaya çıkmış. M.Ö. IV. yüzyıla kadar varlığını sürdüren çivi yazısı başta Sümerler olmak üzere; Akkadlar, Babilliler, Elamlılar, Assurlular, Hititliler, Urartular ve son olarak Persler tarafından kullanılmış. Kil üzerine yapılan resimsel çizimlerin zorluğu ve ifade netliğinin olmaması sebebiyle resimsel anlatımların yerini çizgisel şekil kullanımı almış. Formu dikdörtgen, arka yüzleri düz, ön yüzleri bombeli olan tabletlerin üzerine ucu sivri ve kesik, batırıldığı yerde üçgen biçimli bir iz bırakan bu yazıya Latince “çivi” anlamına gelen “cuneus” denmiş. Yine bir bilgi yarışması sorusunun cevabını paylaşayım sizinle: çivi yazısı soldan sağa yazılır ve satır çizgisi kullanılır.

 

 

Durun daha birçok önemli bilgi var bu yazıda, bitti sanmayın, çok önemli başka bir bilgi geliyor şimdi. Harf sistemli bir yazı sistemini, ilk geliştirenler Fenikeliler olmuştur.  İlk harf “aleph” ikinci harf ise “bet”ti. Takip eden yüzyıllarda Alfabe ismi bu yeni yazı sisteminin ismi olarak kabul edilecekti. Fenikeliler alfabelerinde sesli harf kullanmıyorlardı, ilerleyen yüzyıllarda Fenikelilerden alfabeyi alan Hellenler, alfabeye sesli harfleri de ekleyerek yazının gelişimine çok önemli bir katkı sunacaklardı.

 

Ticaret için Anadolu’ya gelen Akadlılar ve Asurlular, Anadolu tarihi için çok önemli bir bilgi olan yazıyı da yanlarında getirmişler. Anadolu’da ilk yazılı belgelere Asur Ticaret Kolonileri Çağı’nda rastlanmış. Bu da yazının sonraki yüzyıllarda gelişimini sağlayanların tüccarlar olduğunun bir göstergesidir. Bulunan ilk yazılı belgelerde tarihsel bir içerik bulunmamış ancak tüccarların borç senetleri, kervan ile ilgili alacak-verecek kayıtları, iş sözleşmeleri, iş mektupları ile ticari anlaşmazlıklarla ilgili mahkeme kayıtları gibi ticari konularla yazılmış tabletler ele geçmiş.

 

 

Antik Çağ döneminde ise eğitim herkese açık olsa da ne yazık ki sadece parası olanlar yüksek bir eğitime devam edebiliyormuş. Bu nedenle Antik Çağ’da eğitim süresini devlet değil, ailenin ekonomik gücü belirlemekteymiş. Nedense bu bana dünya üzerinde günümüz için de geçerli olan düzen gibi geldi, sonuçta yüzyıllar geçse de hiçbir değişiklik olmamış, parası olan her zaman hizmetin en iyisini almaya devam ediyor. Neyse konumuza dönelim, bu dönemde iyi vatandaş olmanın en başta gelen koşulu okuma ve yazma bilmek olduğundan, Atina’da eğitim ve öğretim büyük öneme sahipmiş. Çocuğun 6 yaşına kadar olan bakımını anne veya kadın hizmetçiler ama özellikle de dadılar üstlenmekteymiş. Çocuklar, ailelerin genellikle satın aldıkları, kiraladıkları veya evdeki sadık kölelere yani bir başka ismi ile dadılara teslim edilirlermiş ve okula başlama yaşına gelinceye kadar  bu köleler tarafından evde eğitilirlermiş. İşte bir önemli bilgi daha: günümüzde oldukça sık kullandığımız pedagog kelimesi Antik Hellence’deki ‘paidagogos’ kelimesinden gelmekteymiş. Yüzyıllar önce kullanılan bir kelimenin hâlâ kullanılması ve aynı anlama geliyor olması ne müthiş bir tarihsel aktarımdır.

 

Gelelim günümüze; günümüzde dünya üzerinde, farklı lehçelerin kullanımı ile birlikte yaklaşık yedi bin dil kullanılmakta olunup bu dillerden yaklaşık iki bin tanesi tehlike altındaymış. UNESCO Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlası'na göre Türkiye’de günlük yaşamda otuz altı farklı dil kullanılıyormuş. Bu dillerin on sekiz tanesi yok olmak üzere iken, Ubıhca, Mlahso ve Kapadokya Yunancası olmak üzere üç dil ise tamamen kaybolmuş durumdaymış. Hertevin dilinin ise yok olmak üzere olduğu belirtiliyor. Romanca, Batı Ermenicesi, Hemşince, Lazca, Süryanice, Abazaca, Gagavuzca, Zazaca da yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan dillerden bazıları. 

 

 

Kaybolan her dil, insanlık tarihinden de bir parçayı alıp götürür ne yazık ki. Hâlbuki ne değerlidir ne önemlidir dillerin tarihin derinliklerine atılıp gitmemesi için yaşatılıyor olması. Dillerin kaybolmasını önlemenin tek yolu, yeni nesile bu dillerin aktarılması, toplumda anadil olarak kullanılmaya devam etmesi ve toplumların kendi aralarında kendilerine ait dillerini kullanarak yaşatmalarıdır. Anadolu topraklarının zenginliği çok renkliliğinden gelmektedir. Bu coğrafyada yaşadığımız için gerçekten çok şanslıyız. Birbirine karışmış kültürlerle harmanlanmış coğrafyamızda, kaybolup gitmiş dillerden bize kalanların izlerini sürmek bir tarafa; bundan sonrası için kaybolmaya yüz tutmuş dilleri yaşatarak bu zenginliği korumak hepimizin elinde!

 

Önümüzdeki hafta görüşmek üzere.

 

Ayşıl ÖZASLAN

Etiketler:
Ayşıl Özaslan

Ayşıl Özaslan

Copyright © Tüm hakları saklıdır. Merjam.com – Copyright 2021 | Codlio