İstanbul’un Sarayları

Ayşıl Özaslan Yazar: Ayşıl Özaslan 19 Ekim 2020

Bu haberi arkadaşlarınla hemen paylaş!

Siz bir şey anladınız mı bu 2020 yılından bilemiyorum ama ne yalan söyleyeyim ben pek bir şey anlamadım… Umudumu yitirmiş değilim kesinlikle ama yeter gerçekten; bu ne böyle artık canım! İlk 3 ay gayet güzel giderken bir anda hepimizin dünyası karardı. Önümüzdeki ay yavaşlar, birkaç ay içinde biter derken, vaka sayısı düşüyor falan derken, yok valla bunun azalacağı da biteceği de...

İstanbul’un Sarayları

 

Yılın son üç ayı içindeyiz, artık hayatımızı bu gerçekle yaşamaya göre düzenlememiz lazım. Bilim insanları da pandeminin pek de kısa sürmeyeceğini yakın zamanda teyit ettiler. Ellerimizi sık sık yıkamak, sosyal mesafemizi korumak ve en önemlisi de maskemizi takmak gibi tüm önlemlerimizi alıp hayatımıza devam edeceğiz. Eve kapanmak bir yere kadar, haydi tüm önlemlerinizi alın, saatlerinizi ayarlayın ve kemerlerinizi bağlayın, İstanbul’un dillere destan saraylarını ziyarete gidiyoruz!

 

İlk durağımız olan Topkapı Sarayı; Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç arasında kalan tarihi İstanbul Yarımadası’nda bulunur ve İstanbul’un ikonik yapılarından biridir. 1472-1478 yılları arasında Fatih Sultan Mehmet zamanında inşa edilmiştir ve 400 yıla yakın bir süre Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetim merkezi ve padişahların yaşadığı yer olmuştur. Ama ne yaşamak. Saray, Ayasofya tarafındaki saltanat kapısından girilen ve birbiri içinden geçen dört avlu ve bir haremle çevrilidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra 3 Nisan 1924 yılında müze haline getirilen Topkapı Sarayı, Cumhuriyet’in ilk müzesi olma özelliğini taşır. Bugün yaklaşık üç yüz bin metrekarelik bir alan kaplayan Topkapı Sarayı yapıları, mimarisi, koleksiyonları ve yaklaşık üç yüz bin arşiv belgesi ile dünyanın en büyük saray-müzelerinden biri olma özelliğine sahiptir. Müze koleksiyonunda ise yok yok; Avrupa porselenleri, bakır ve tombak mutfak eşyası, Çin ve Japon porselenleri, gümüşler, Hırka-i Saadet Dairesi ve Kutsal Emanetler, İmparatorluk Hazinesi, İstanbul cam ve porselenleri, padişah portreleri ve resim koleksiyonu, silahlar, padişah kaftanları, kumaşlar, halılar, kutsal örtüler…

 

 

İstanbul’un Beşiktaş sahil bölgesinde bulunan Dolmabahçe Sarayı, ikinci durağımız.  Beşiktaş sahil bölgesi, geçmişte Boğaziçi’nin koylarından biri olarak gemicilik faaliyetlerine sahne olmuş önemli bir alandır. Antik çağlardan itibaren gemilerin sığındığı doğal liman olan bu koy, Osmanlı Dönemi’nde donanma gemilerinin demirlendikleri ve denizcilik törenlerinin yapıldığı bir liman olarak işlev görmüş ve 16. yüzyılda doldurulmasıyla beraber “Dolmabağçe” adını almıştır. Sultan Abdülmecid döneminde 1843 yılında inşasına başlanan Dolmabahçe Sarayı, 1856 yılında kullanıma açılmıştır. Saray; Selamlık, Muayede Salonu ve Harem olmak üzere üç ana bölümden oluşur. Bu Saray’da da çok önemli eserler bulunmaktadır. Ayvazovski, Zonaro, Fromentine’nin tablolarından oluşan resim koleksiyonları, Uzakdoğu’dan Japon ve Çin porselenleri, Yıldız ve Avrupa porselenleri, vazolar, tarihsel değerdeki saatler, şamdanlar, kristal avizeler… Saray’ın büyük kısmını oluşturan Harem bölümündeki; Hünkar Dairesi, Mavi Salon, Atatürk’ün yaşamını yitirdiği oda, Pembe Salon, Valide Sultan Dairesi, Sultan Abdülaziz’in yatak odası, Kadın Efendi Dairesi ve diğer odalar, günümüzde eşyaları ile birlikte olduğu gibi korunmaktadır.

 

 

Üçüncü durağımız olan Beylerbeyi Sarayı ise İstanbul'un Üsküdar ilçesinin Beylerbeyi semtinde bulunur. Osmanlı padişahlarının sayfiye mekânı ve yabancı devlet başkan ya da hükümdarlarının ağırlanacağı bir devlet konukevi olarak düşünülmüş ve Sultan Abdülaziz’in isteği üzerine yaptırılmıştır. İnşaat organizasyonu mimar Sarkis Balyan’a teslim edilmiş ve 1861-1876 yılları arasında yazlık saray olarak kullanılmıştır. Saray; ana bina ve Deniz Köşkleri, Sarı Köşk, Paşa Dairesi, Ahır Köşkü, Geyiklik, Aslanhane ve Güvercinlik isimli yapılardan oluşmaktadır. Bodrum katı ile birlikte üç katlı olan sarayda, harem ve selamlık bölümleri bulunur. Altı salon ve 24 odanın bulunduğu saray, şimdiye dek birçok devlet büyüğünü ağırlamıştır. Beylerbeyi Sarayı’nda ağırlanan ilk önemli konuk, Sultan Abdülaziz’in 1867 Fransa gezisine iade-i ziyaret gerçekleştiren Fransa İmparatoriçesi Eugénie’dir.

 

 

Gelelim dördüncü ve son durağımız olan, İstanbul’un Beşiktaş ilçesinin Yıldız Tepesi’nde bulunan ve yaklaşık 500 bin metrekarelik alana sahip muhteşem Yıldız Sarayı’na. Yıldız Bahçeleri’ndeki ilk yapının III. Selim’in validesi Mihrişah Sultan tarafından inşa ettirildiği bilinmektedir. Devletin idari merkezi olarak kullanılan Yıldız Sarayı’nda asıl yapılaşma; Sultan II. Abdülhamid döneminde 1876-1909 tarihlerinde başlamış ve yıldan yıla gelişmiştir. Binaların mimarisinde yer verilen modern ve sade anlayış, her bir birimin ayrı binalarda yer alması ile padişahı devletin mutlak hakimi olarak ayrı bir yere koyan ve hükümdar ile memurlar arasındaki mesafeyi korumayı hedefleyen bir anlayışı yansıtmaktadır. Bünyesinde basımevi, fotoğraf atölyesi, tiyatro, resim galerisi, ufak müzeler, müzik stüdyosu ve gözlemevi bulunması; Yıldız Sarayı’nı bir kültür-sanat mekânı olarak nitelemeyi mümkün kılar. Ayrıca farklı sanat dallarına düşkünlüğü ile bilinen padişah için ilgilendiği alanlardan biri olan çini ve porselen eşyaların üretiminin yapılacağı bir çini fabrikası kurulmuş, saray geleneksel kültürün yaşatıldığı bir üretim merkezi haline gelmiştir. Marangozluk sanatına da özel bir ilgi duyan padişah, sarayda hususi bir marangozhane inşa ettirerek burada özellikle oymacılık konusunda değerli çalışmalara imza atmıştır. Türk-Osmanlı saray mimarisinin son örneği olan Yıldız Sarayı, Hasbahçe adıyla bilinen, doğal nehir görünümünde bir de havuzu bulunan bir iç bahçeye sahiptir.

 

Şimdi; bu hızlı İstanbul Sarayları turumuzun sonunda, sarayların önemli birer noktasına değinelim: Topkapı Sarayı, Cumhuriyet döneminin ilk müzesi olma ünvanına sahiptir; Dolmabahçe Sarayı ise Mustafa Kemal’in hayata gözlerini kapadığı odayı bünyesinde bulundurur; Fransa İmparatoriçesi Eugénie Beylerbeyi Sarayı’nın ilk yabancı uyruklu konuğudur; Türkiye’de tiyatrosu olan tek saray Yıldız Sarayı’dır. Olur da bulmaca çözerken gerekir, bir bilgi yarışmasına katılırsınız veya arkadaşlar arasındaki muhabbetiniz sırasında konusu geçer falan, aklınızda bulunsun.

 

Önümüzdeki hafta görüşmek üzere,

 

Ayşıl ÖZASLAN

Etiketler:
Ayşıl Özaslan

Ayşıl Özaslan

Copyright © Tüm hakları saklıdır. Merjam.com – Copyright 2021 | Codlio