Gülhan Tuba Çelik: “İnsan hep aynı şeyi anlatır. Biraz hayatı, biraz aşkı, çokça da kırgınlığı ve yalnızlığı…”

Merjam Yazar: Merjam 15 Aralık 2021

Bu haberi arkadaşlarınla hemen paylaş!

Gülhan Tuba Çelik: “İnsan hep aynı şeyi anlatır. Biraz hayatı, biraz aşkı, çokça da kırgınlığı ve yalnızlığı…”

Başarılı öyküleri ve çeşitli yazıları Post Öykü, Mahalle Mektebi, Hece Öykü, Türk Edebiyatı ve İtibar dergilerinde yayımlanmış genç bir kalem Gülhan Tuba Çelik. “Onlar ve Köpekleri”  ve “Evsizler Şarkı Söyler” kitaplarıyla dikkatleri üzerine çekmeyi başaran Çelik ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Emre Orhan Gökalp’ in kaleminden.

Bize kendinizden, hikâyenizden, yolculuğunuzdan bahsedebilir misiniz? Mesela nasıl bir çocuktunuz? Geçmişinizin, ailenizin ve çevrenizin yazarlığınız üzerinde nasıl bir etkisi oldu?

Yaşadığı evde ailesine ait bir kütüphane olan şanslı bir çocuktum. Kaçmak istediğim her an sığınacak bir kitap bulabildim kendime. Yazmayı göze alabilmenin iyi bir okur olmakla bağlantısı herkesin malumu zaten. İyi bir okur olmanın temellerini o kütüphane sayesinde attım. Kitapların raflarda korunabildiği bir evde kitaba, yazmaya verilen değer de açıkça görülür. Sadece yazmak değil, okumak da yüksekte olan bir eylemdi bakış açısı olarak. Bilgiye değer verilirdi. Elbette bu, sadece okurluk ve yazarlık alışkanlıklarımı değil tüm hayatımı şekillendirdi. Yeniliklere daha açık, öğrenmeye daha hevesli, herhangi bir yola çıkarken daha cesur olabildim.

“Ömrüm vefa ettikçe okuyacağımı düşünüyorum”

Sizin serüveninizde yazmak ve okumak ne ifade ediyor, neye tekabül ediyor?  Yazarlık hayali olan biri miydiniz?

Yazma meselesi de okudukça şekilleniyor ister istemez. İlk hikâyemi az önce yukarıdaki soruya cevap verirken gözümde canlanan o kütüphanenin bulunduğu evde yazdım. Ali diye bir çocuğun başından geçen birtakım olayları anlatıyordu hikâye. O evde, on iki on üç yaşlarımda, konulması en kolay isimlerden birini koysam da bugün geldiğim noktada da bir adamın başından geçen birtakım olayları anlatıyorum. Bütün hikâyeler, hikâyeye konu olan o adamın kim olduğunu çözmek için vardır. Başından bir şeyler geçtikçe, başından geçen bu olaylara bu tepkileri veren bu adam kim diye düşünürüz. Bir şeyleri yapıp yapmamayı tercih eden bu adamın içindeki ne? Yani evet, okumak da yazmak da kendine çekti beni. O evde o romanları okudukça bir roman da ben yazmak istiyordum. Fakat okumak, katbekat daha çok çekti beni ve bir gün yazmayla olan bütün münasebetimi bitirsem de ömrüm vefa ettikçe okuyacağımı düşünüyorum.

Öykülerinizin oluşum süreci nasıl gelişim gösterdi?  Okurlarıyla buluşmadan önce hangi aşamalardan geçti ve nasıl bir ön hazırlık süreci oldu?

Hayatımda yürüdüğüm en kişiye özel, en yalnız ve en zor yoldu bu. Kıyıda köşede, amatörce, kendi kendime yazan biri oldum hep ama profesyonel ortama, dergicilik dünyasına girmek elbette daha farklıydı. O yıllar, o yaşlarım için konuşuyorum tabii. Kitapları olan, dergilerde yazan arkadaşlar çok şeyi çözmüş gibi geliyordu bana her zaman. Sanki bu işin bir kuralı, bir kitabı, bir formülü varmış da onu ezberlemişler gibi. Ben neyi kaçırıyorum, neyi yanlış yapıyorum, neden bu bölümü atlayamıyorum diyordum kendi kendime. Yine de dergilerin kapısını ısrarla çalmaktan, yapabildiğimin en iyisini yapmaktan yani yazmaktan, mücadele etmekten hiçbir zaman vazgeçmedim. Çağdaşlarımı çok sıkı takip ettim. Onların neler yazdıklarını merak edip yazılarını nasıl oluşturduklarını en ince ayrıntısına kadar çözmeye ve anlamaya çalıştım hatta bunlar üzerine bazı yazılar kaleme aldım. Çalışmak, mücadele ve ısrar… Benim için aşamalar bu şekilde oldu. Fakat dediğim gibi bu yol, kişiye özgü bir şekilde ilerliyor. Dergilerin tedrisinden geçmeden okur karşısına çıkmamak lazım diye düşünüyorum.

“Onlar ve Köpekleri”  ve “Evsizler Şarkı Söyler” adlı öykülerinizi oluşturmanızdaki temel dinamiğiniz neydi? Bu öykülerinizde okuyucu neler bekliyor?

İkisi de kitaplara adını veren öyküler. Demek ki onları diğerlerinden farklı bir noktada konumlandırmışım. İkisini yazarken de hayatımda iz bırakan bir aşktan yola çıktım. İkisini yazarken de yaralıydım. İkisinin de adı göklerden geldi. Bir ilhamla, bir anda… Bu iki isim kalbime düştüğünde kitaba adlarını vereceğini biliyordum. Yaralı olsa da fiyakalıydılar. Benim, o öyküleri yazarken sahip olduğum ruh gibi. Sadece bu öykülerde değil tüm öykülerde aynı şeyi anlatıyorum aslında. İnsan hep aynı şeyi anlatır. Biraz hayatı, biraz aşkı, çokça da kırgınlığı ve yalnızlığı…

“İnsanın geçmişi olmadan hiçbir anlamı olmadığını düşünüyorum.”

Öykülerinizde daha çok taşra, İstanbul ve suriçi ön planda… Mekânla olan ilişkinizi biraz anlatır mısınız? Mesela, suriçi hikâyelerinizde Bizans atıflarınız dikkat çekmekte. Bugünü anlatan bir metinde geçmişe yapılan atıflar sizin için niçin gerekli?

İnsanın geçmişi olmadan hiçbir anlamı olmadığını düşünüyorum. O kadar uzağa gitmeye gerek yok aslında, en yakın geçmişimiz olan ailenin karakterimiz üzerindeki etkisi malum. Sevdiğimizi ya da sevmediğimizi sandığımız şeylerde kişisel etkimiz çok az. Her şeyimiz; ailemiz, toplumumuz, inancımız tarafından şekillendiriliyor. Ben on yıldır bir surun dibinden geçiyorsam onun ruhuma kattığı aydınlanma ve tamamlanmayı inkâr edemem. Aynı şekilde bir manastır yıkıntısıyla bir aşkı kaybedişim arasında bir ilişki kurmadan geçemem. Yaklaşık on yıldır suriçinde yaşıyorum ve suriçi benim kanıma karışıyor. Onu görüyor, onu soluyorum. Bu geçmişin, benim bugünüme karışmasından daha doğal hiçbir şey olamaz.

Hem “iletişimsizlik” temasını hem de İstanbul’un “eski ile yeni mahalle” kültürünü hikâyeleştirmek, nasıl bir tecrübe oldu sizin için?

Bu, geçmişin bugünüme karışması dediğim şey tam olarak bu işte. Yapım gereği kolay etkilenen bir insanım. Yorgun ya da kırgın bir şekilde bir yapının yanından geçerken o yapı, beni iyi ya da kötü anlamda etkiliyor. Pitoresk benim için önemli bir kelime. Beni aydınlık bir meydana çıkaran yüzlerce yıllık bir yol, umut var diyor bana. Ya da iki bin yıl önce uyumadan Tanrı’yı zikreden uykusuz keşişlerin yıkık manastırı, bana da duaya ve Tanrı’ya sığınmayı salık veriyor. Özetle neyin içindeysem onu yazdım. Modern iletişimsizliğin ve semtimin…

“İlk kitaplar herkes için daha öznel ve daha özeldir”

İlk kitabınızdan bugüne sizde neler değişti? Hem fikir hem üslup olarak değişimlerden söz edebilir miyiz?

İlk kitaplar herkes için daha öznel ve daha özeldir. Bu durum benim için de böyleydi. Zaman geçtikçe biraz daha uzaktan bakabiliyorsun yazdıklarına. En azından benim için öyle oluyor. Artık yazdığım şeylerle daha az bağım varmış gibi hissediyorum.

Yazdığınız metnin bitmiş olduğunu nasıl anlıyorsunuz?

Yazmanın sezgisel bir yanı olduğunu düşünenlerdenim ben. Kalbim tamam demeden, tamam olduğunu sezmeden bırakmıyorum. Önce beni tatmin etmesi gerek.

“Hiçbir öykümü bilgisayar başında ortaya çıkaramadım”

Yazarken neler hissedip düşünüyor, nasıl bir ruh hâline bürünüyorsunuz? Yazarken herhangi bir alışkanlığınız var mı?

Yazdığım şeyin ön hazırlık süreci, oldukça fazladır bende. En az bir iki ayı buluyor bir hikâyeyi etraflıca düşünmem. O ânı atlatıp kendimi tamamen hazır hissettiğimde herhangi bir yerde yazabilirim. Hiçbir öykümü bilgisayar başında ortaya çıkaramadım. Denedim ama yapamadım. Bir alışkanlık sayılır mı bilemem ama kalemsiz yazamıyorum öyküyü.

Peki, yazarlık kimliğinizin yanında nasıl bir okursunuz? Son okuduğunuz üç kitabın ismi neydi?

Bu aralar “yeni roman” akımına bir göz atmak istedim. Dolayısıyla Marguerite Duras okuyorum. Son okuduğum üç hatta dört kitap da bu yazara ait. “Mavi Gözler Siyah Saçlar”, “Ölüm Hastalığı”, “Sevgili”, “Bir Yaz Akşamı On Buçukta”…

Sizi en çok etkileyen kitap, film, müzik gibi eserlerin listesini yapsanız bu listede neler olur?

Müzikten çok fazla anladığımı söyleyemem ama romanda Rus ekolünü; filmde ise Yunan ve Norveç yapımlarını severim.

Son olarak yakın zamanda hayata geçirmeyi düşündüğünüz bir projeniz veya yeni bir kitap çalışmanız var mı?

Son öykümü, yaklaşık bir sene önce yazdım. Kitaplarımın arasında en az bir sene kadar bir süre olmasını önemsiyorum. Zihni iyice rahatlatmak ve neler yapabileceğine bakmak kolay bir iş değil. Bence insan hep aynı hikâyeyi yazmamalı. Tam karar vermesem de sanırım yeni roman, novella tarzı bir şey deneyeceğim.

Merjam

Merjam

Copyright © Tüm hakları saklıdır. Merjam.com – Copyright 2021 | Codlio