Bir yapayalnızlık biçimi olarak şöhret

Merjam Yazar: Merjam 29 Temmuz 2020

Bu haberi arkadaşlarınla hemen paylaş!

Şöhret insanların sosyal hayatını idame ettirmede kullandıkları ölçünün kayması demekti. Nefsani olanın yücelmesi, “Haz” evrenin adım adım doyumsuzluğa ve tükenmişliğe doğru kişiyi sürüklemesiydi.

Bir yapayalnızlık biçimi olarak şöhret

 

Şan ve şöhretin aldatıcılığının ve geçiciciliğinin bilincinde olarak, etraftaki samimi halkayı koruyabilen ve karakteri sağlam kalabilen insanlar şöhret denen “afet”in yıkıcılığına dayanabildiler. Şaşalı günlerin ardından gelen daha dingin günlerde, büyük kalabalıklara gerek duymadan gerçek dostlarla hayatlarını sürdüler. Yalnızlık psikozuna düşmediler. Peki ya diğerleri?

 

Ne hikmetse genellikle “Zap” yaparken denk gelen bir programda, seslendirmen elinden geldiğince yayarak ve sanki karşı kıyıdaki insanlara sesini duyurmak ister gibi bağırarak anlatıyor:

 

Magazin dünyasının renkli yüzünde bakalım bu hafta neler olmuş?

Ardından müzik yükseliyor, kısa süreli bir diskotek ambiyansından sonra ses yeniden duyuluyor.

Sosyetenin ünlü çapkını nihayet gönlünü kaptırdı!! Kim bu şanslı güzel?!

Baaammm! (ses efekti eşliğinde ekranda kocaman bir soru işareti)

Ünlücan’la Şöhretgül’ün evliliklerinde çatırdama!! Yoksa Şöhretgül Ünlücan’ı aldattı mı?!

Baaammm! (yine efekt)

Seksi şarkıcı İkonsu’dan yeni klibinde cüretkâr pozlar!!

Baaammm! (yine)

Bir zamanların ünlü oyuncusu Meşhurnur huzurevinden seslendiği hayranlarına bakın ne dedi?!

Azzz sonnrraa !!!

 

Magazin dünyasının dönem dönem ibretle dönem dönem de içerik sıkıntısından önümüze getirdiği konuların başında gelir, bir zamanların “Şöhret”lerinin şimdiki zamanların “Sefiller”ine dönüşümünün hikâyesi. Severiz biz böyle ah vah dolu hikâyeleri.

 

Kimi kazandığı kervan yükü parayı har vurup harman savurmuş, kimi içki, kumar, uyuşturucuyla tüketmiş, kimi yanlış yatırımlarla batmış kimi de sonsuza kadar eğlence hayatının aranan figürü olamayacağını görünce bunalıma girerek bu dönüşümü gerçekleştirmiş. Çoğunun masalı mutlu sonla noktalanmamış. Sindirella’nın ayakkabısı ayağını vurmuş, Pamuk Prenses’i öpense aslında prens kılığına giren hain kurtmuş.

 

Peki, nedir bu insanlardaki, magazin programlarında hayatlarının didik didik edilmesine, yerine göre özgürlüklerinin kısıtlanmasına, her yaptıklarının sorgulanmasına hatta yargılanmasına ve tüm hayatı milyonlarca göz eşliğinde yaşamalarına neden olan şöhret tutkusu? Sokaktaki vatandaşın, çoluk çocuk genç yaşlı demeden hayatlarına öykündüğü, olmadı televizyonlarda BBG, Gelinim Olur Musun, Pop Star, Yetenek Sizsiniz, O Ses Türkiye gibi farklı formatlarda programlarla “Şöhret avcılığı” yaptığı, özellikle çocukların ve gençlerin “Merhaba, kanalıma hoş geldiniz” cümlesiyle başlayan ekranda olma çılgınlığı? Tanınmak ve bilinmek için girmedik kılık bırakmama, komik olma pahasına kendini gösterme histerisi? Yoksa “Şöhret” dediğimiz o başkalaşma hâli, “Mutlak mutluluk” yolunda atılan en büyük adım mı ya da eskilerin dediği gibi bir “Afet” mi?

 

 

ELİNİZDEKİ TELEFONU YAVAŞÇA YERE BIRAKIN

 

 

Öncelikle herkesin biraz sakin olup elindeki telefonu yavaşça yere bırakması gerekiyor. Zira yakın dönemin ünlü popart sanatçısı Andy Warhol’dan geliyor müjde: Bir gün herkes 15 dakikalılığına şöhret olacak. Evet, o gün bugün. Herkesin 15 dakika sürecek şöhreti cepte. İletişim araçlarının çeşitlenmesi, herkesin bu araçlara kolayca ulaşır olması, sosyal medyanın gücü ve etki alanı, bu şöhretin bir gün sizin de kapınıza dayanacağını gösteriyor. Ancak zor olan, sizi 15 dakikalığına ateş almalık yoklayan şöhretin kalıcılığı. Evet, herkes fert fert biricik, çok değerli, sevilmeye ve fark edilmeye fazlasıyla layık, milyonlara verebileceği mesajları benzersiz(!). Bu nedenle şöhret olmayı fazlasıyla hak ediyor(!); ancak bu kolay yoldan güce, paraya dolayısıyla lükse, konfora ve tüketime evrilen durum pek de sağlıklı bir süreç vaat etmiyor. Kimi bu süreç içinde yapabileceklerini de yapamaz hâle gelerek kayboluyor, kimi ömür boyunca tatminsiz bir hırsla mutlu olabilme ihtimallerini karadelikler gibi yutuyor, kimi marazî bir evrenin hap bağımlısı “Loser”ları oluyor kimi de hiç tanımadığı birinden gelecek küçük bir “Like” uğruna elinde telefon günde 28 benzer fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşarak nefsini körlüyor…

 

Peki, yakaladığı şöhreti bırakmayan, kitlelerce tanınan, bilinen, sevilen, paraya ve güce doyan meşhurların durumu nedir? Herkesin peşinde koştuğu o mutlak mutluluğa “Ünlüler” olarak erişebiliyorlar mı?

 

 

YAPAYALNIZ ZEKİ MÜREN

 

 

Ne yazık ki o cephede de durum pek parlak değil. Yani hayaller ve hayatlar… Yaşananlar o herkesin imrenerek hatta kıskanarak baktığı hayatların da dev bir simülasyon olduğunu, asla uzaktan göründüğü gibi olmadığını söylüyor.

 

İletişim araçlarının bu derece yaygınlaşmadığı, dünyanın küçük bir köye dönüşmediği zamanların en meşhurlarından biri olan sanat güneşimiz Zeki Müren, ömrünün son dönemlerinde yaşadığı hayatı şöyle özetliyor: “Günde 34 ilaç, 2 insülin iğnesi ve bunlarla yaşayan; yapayalnız, evet inanamayacaksınız ama yapayalnız bir Zeki Müren…” Son kertede şan ve şöhretle geçen yılların ardından kendinde kalanı böyle ifade ediyor Zeki Müren. Hasta bir beden ve yalnız bir ruh… Etrafındaki onca insana, hayranlarına, kazandığı milyonlara, yaşadığı lüks hayata ve sosyal güce rağmen derin bir “Yalnızlık” duygusu. Samimiyetten uzak bir sahtelikler evreni.

 

Oyuncu Kenan İmirzalıoğlu ise şöhretin “Ateşten bir gömlek” olduğunu söylüyor verdiği bir röportajda: “İnsanı gerçek olmayan şeylere inandırır. Perde kalktığı zaman ise gerçekle yüzleşmek zordur.”

 

Oyuncu-Komedyen Ata Demirer de “Paranın ve şöhretin sahibine attığı en büyük kazık, yalnızlıktır” diyor.  “Yalnız kalmaktan kaçış yok. Eninde sonunda yalnız kalınıyor.”

 

Şöhret, bu hâliyle iki tarafı da keskin bir bıçak gibi, hem insanların ona sahip olmak uğruna büyük bedeller ödemesine neden oluyor hem de ona erişenlerde yarattığı bağımlılık ve şöhreti elde tutabilmek için yaşanan olumsuzluklarla kişilerde patolojik durumlar yaratıyor.

 

Şöhretli insanların en büyük handikapı, etraflarında yer alan samimi halkanın şöhretin gerçekleriyle uyuşmaması ve ünlü kişiden uzaklaşması oluyor. Boşlukların sahte dost ve hayranlarla doldurulması çok sürmüyor. Bu insanların tavırları ve telkinleriyle de gerçeklerden kopuluyor ve bir illüzyon yaşanmaya başlanıyor. Sürekli olarak statülerini, güçlerini, güzelliklerini, yakışıklılıklarını ve çekiciliklerini koruma stresi içinde kendi özbenliklerine yabancılaşan “Ünlü”lerde bu yabancılaşma ile anlamsızlaşan hayat, yalnızlık hissini artırıyor. Bu durum alkol ve uyuşturucu gibi madde kullanımıyla birleştiğinde depresyon içinden çıkılmaz bir hâl alıyor ve intiharla dahi sonuçlanabiliyor.

 

 

ŞÖHRET AFETTİR

 

 

Şöhretin baskısını ve yaşadıkları “Sanal” dünyanın kurallarını kaldıramayıp hayatına son veren çok sayıda ünlü bulunuyor. Bunlardan en şaşırtıcı olanı şüphesiz 2014 yılında kendini asarak hayatına son veren Robin Williams. Aile komedilerinin vazgeçilmez isminin intiharı duyulduğunda bütün dünya büyük bir şok yaşadı. Williams, ölümcül hastalığının etkisiyle onu bekleyen zor günlerden bu şekilde kaçmıştı. Yakın zamanda tıpkı Williams gibi kendini asarak intihar eden başka bir “Celebrity”, dünyaca ünlü şef ve yemek yazarı Anthony Bourdain’dı. Kimse Bordain’in intiharına anlam veremedi. Amy Winehouse genç yaşta yakaladığı şöhretin bedelini uyuşturucu ve alkole sığınarak ödemeye çalışıyordu. 27 yaşında aşırı doz uyuşturucudan öldüğünde 2 albümü, 5 Grammy ödülü ve tüm dünyadan milyonlarca hayranı bulunuyordu. Yine öldükten sonra bile “Şöhret”i artmaya devam eden isimler arasında Nirvana grubunun efsanevi solisti Kurt Cobain yer alıyordu. 27 yaşında, ardında bir intihar mektubu bırakmış ve çoğu kişinin hayallerini süslediği o gösterişli hayatı noktalamayı tercih etmişti. 1962 yılında evinin yatak odasında yüksek doz uyuşturucudan ölü bulunan bir başka zamanının ötesinde “Şöhret” Marilyn Monroe’ydu. Marilyn öldüğünde henüz 36 yaşındaydı. Dünyanın en kıskanılan, en hayran olunan, en beğenilen, en meşhur isimlerinden biri olmasına rağmen yaşadığı hayat ona ağır gelmişti.

 

Daha birçok meşhur, hayranlıkla izlenen hayatlarını kendi elleriyle noktalamayı tercih etti. Bunların arasında ülkemizden de isimler bulunuyordu. Yazar Metin Kaçan bunlardan biriydi. Müzisyen Yavuz Çetin hızla yükselen kariyerine tıpkı Metin Kaçan gibi Boğaz köprüsünden atlayarak son vermişti. “Ankara’nın bağları” türküsüyle meşhur olan bir başka isim Ankaralı Namık ise 39 yaşında 7. kattan atlayarak intihar etmişti.

 

Görünen o ki şöhret ve para, mutluluk getirmiyordu. Şöhretin yarattığı boşluk hiçbir şeyle doldurulamıyordu. Umutlar kaybediliyor, ağır çaresizlik ve yalnızlık duygusu içinde hayata son veriliyordu. Hayatına son vermeyenler ise ya ağır madde bağımlılığı altında ve eski ışıltılı günlerinden çok uzakta “Sefil” hayatlar yaşamaya başlıyorlardı ya da fildişi kulelerinde terk edilmiş ve yapayalnız kalıyorlardı… Elvis Presley bunlardan biriydi. Milyonlarca dolar serveti ve milyonlarca hayranıyla “Hollywood’un Kralı” iken öldüğünde dünyanın en yalnız insanlarındandı ve çevresinde sadece hizmetçileri vardı. Yine Hollywood’un ünlü oyuncularından Patrick Swayze, alkol bağımlılığı sebebiyle her şeyini kaybedip yalnız kalanlardandı. Uyuşturucu yüzünden iflas eden Mickey Rourke ise sokaklarda bulduğu her işi yapacak durumdaydı. Şöhretin doruğundayken etrafını saran o sanal kalabalıktan kimse kalmamıştı. Miami Vice dizinin ünlü oyuncusu Don Johnson, kızı yaşındaki genç kızlarla harcadığı servetinin ardından hacizlerle boğuşuyordu.

 

O ışıltılı ve makyajlı dünyanın perdesi aralandığında, altından büyük dramlar ve travmalar çıkıyordu. Özellikle popülaritesini kaybetmiş eski bir şöhret için hayat, dayanılması müşkül bir hâle geliyordu. Bu nedenle bizim kültürümüzde şan, şöhret, para, pul talep edilen şeyler olmaktan uzak tutulurdu. Atalarımız anlayanlar için noktayı koymuştu: “Şöhret afettir.” Şöhret insanların sosyal hayatını idame ettirmede kullandıkları ölçünün kayması demekti. Nefsani olanın yücelmesi, “Haz” evrenin adım adım doyumsuzluğa ve tükenmişliğe doğru kişiyi sürüklemesiydi. Modern hayatın tetiklemesi ve dayatmasıyla sokaktaki insan da bu haz evreninin bir parçası olmak adına ölçüyü kaçırabiliyordu. Ölçü kaçtığında mutsuz ve yalnız fertlerin oluşturduğu arızi bir toplum meydana geliyordu. İngiliz yazar akademisyen George Monbiot, “Yalnızlık Bizi Öldürüyor” adlı makalesinde tam da bundan bahsediyordu:

 

“Independent Age tarafından İngiltere’de yapılan araştırmaya göre, 50 yaş üzeri 700.000 erkek ve 1.1 milyon kadın aşırı yalnızlık hissi ile boğuşuyor ve bu sayı hızla artıyor.” Yine aynı makalede yalnızlığın obeziteden 2 kat daha ölümcül olduğu vurgulanıyordu. Modern Batı bireysellik, rekabet, haz cenderesine sıkışmıştı ve çöküşe doğru ilerlemekteydi.

 

Bizde ise kadim kültür, kadim kaynaklarıyla buna izin vermiyordu. Bu bahisten hareketle Hz. Mevlâna Mesnevî’de, “Ey şan ve şerefi, nam ve şöhreti isteyen adam! Gel, o dersi benden al. Şöhret ayn-ı riyâdır (gösteriş ve ikiyüzlülüğün ta kendisi) ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. Ve insanı insanlara abd ve köle yapar. O belâ ve musibete düşersen, “Biz Allah’ın kullarıyız; sonunda yine Ona döneceğiz.” (Bakara Suresi, 156.) de, o belâdan kurtul.” diyerek mutlak gerçeğimizi vurguluyordu.

 

Şan ve şöhretin aldatıcılığının ve geçiciciliğinin bilincinde olarak, etraftaki samimi halkayı koruyabilen ve karakteri sağlam kalabilen insanlar şöhret denen “Afet”in yıkıcılığına dayanabildiler. Şaşalı günlerin ardından gelen daha dingin günlerde büyük kalabalıklara gerek duymadan gerçek dostlarla hayatlarını sürdüler. Yalnızlık psikozuna düşmediler. Onların hikâyesi birçoğunun ki gibi mutsuz nihayetlenmedi. Onlar muradına erdi, yaşadıkları yalana kendilerini kaptırmadılar. Bizler kerevetine çıktık. Gökten 3 elma düştü.

 

Ayşegül YILDIRIM KAYA – Belgesel Yapımcısı

 

Etiketler:
Merjam

Merjam

Copyright © Tüm hakları saklıdır. Merjam.com – Copyright 2021 | Codlio