Bir Edebiyat Eleştirmeni; “Marcel Proust”

Merjam Yazar: Merjam 20 Ekim 2020

Bu haberi arkadaşlarınla hemen paylaş!

Dünya edebiyatının önemli kalemlerinden biri olan Marcel Proust, 10 Temmuz 1871 yılında Auteuil’de doğdu. Bütün yaşamını etkileyecek astım krizlerinin ilkini 1881’de geçirdi. 1890 yılında Hukuk Fakültesi’ne ve Siyasal Bilgiler Okulu’na kaydoldu. Edebiyata olan ilgisiyle dikkat çeken Proust, arkadaşlarıyla beraber “Le Banquet” dergisini çıkarmaya başladı. Dergide eleştiri yazıları yazdı. Ona göre edebiyat dünyasının yarısı çok parlaktı, okunmalıydı; diğer yarısı da okunamayacak kadar ağırdı.

Bir Edebiyat Eleştirmeni; “Marcel Proust”

 

Edebiyat, Hukuk ve Felsefe

 

Proust’un babası Achille Adrien Proust, Avrupa ve Asya’da koleranın nedenlerini ve yayılmasını araştırmakla görevli bir patolog ve epidemioloji uzmanıydı. Tıp ve hijyen konulu birçok makale yazmıştır. 1893 yılında “Swann’ın Bir Aşkı”nın taslağını oluşturabilecek olan ilk deneme yazısını yazdı. Felsefe alanında ilgi duyan yazar, 1895 yılında felsefe diplomasını aldı.

 

 

Toplumsal Değişimleri Konu Aldı

 

Proust, 1908 yılından sonra tamamen inzivaya çekilerek hiç ara vermeksizin yedi bölüme ayırdığı başyapıtı “Kayıp Zamanın İzinde” romanı üzerinde çalışmaya başladı. “Kayıp Zamanın İzinde” romanı aristokrasinin çöküşü ve orta sınıfın yükselişi dönemine denk gelen Üçüncü Cumhuriyetςiler yönetimi altında gerçekleşen büyük toplumsal değişimleri konu alır. Bu roman 1927 yılına kadar 15 cilt ve yedi bölüme ayrılmış olarak çıktı. 1913’te ilk bölümü olan “Swann’ların Tarafı” çıktıktan sonra onu izleyen diğer bölümler “Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde”, “Guermantes Tarafı”, “Mahpus Kadın”, “Sodom ve Gomorra”, “Albertine Kayıp” ve “Yakalanan Zaman”ı yayımlandı.

 

 

Aile ve Çevresindeki Değişimler

 

Marcel Proust’un 1900-1905 döneminde aile çevresi ve genel olarak hayatı, büyük değişimler geςirdi. Şubat 1903 yılının Кasım ayında babasını, Eylül 1905’de annesini kaybetti. Daha sonraki yıllarda ciddi sağlık sorunları yaşadı. Proust, vefat etmeden önceki son üç yılını yatak odasında geçirdi. 1922 yılında zatürreye yakalanıp hayatını kaybetti.

 

Hazırladığımız Marcel Proust dosyasında yazarın kendi kaleminden çıkan “Yakalanan Zaman”, “Edebiyat ve Sanat Yazıları”, “Hazlar ve Günler” ve Mehmet Rifatı’ın “Marcel Proust ya da Bir Roman Yaratmak” kitabını inceledik. Ayrıca Proust ile yapılan bir anketten birkaç bölümü de sizlere sunmaktayız.

 

Marcel Proust ile Yapılan Bir Anketten:

 

 

Kendimde gördüğüm en temel kusur:

 

İstemeyi bilmemek, becerememek.

 

 

Ne olmak isterdim?

 

Kendim olmak isterdim; sevdiğim kişilerin beni görmek istedikleri gibi biri olmak isterdim.

 

 

En sevdiğim renk:

 

Güzellik renklerde değil, renklerin ahengindedir.

 

 

En sevdiğim besteciler:

 

Beethoven, Wagner, Rembrandt.

 

 

En sevdiğim kuş:

 

Kırlangıç

 

 

En fazla hoşgörüyle karşılayacağım hatalar:

 

Anlayabileceğim hatalar.

 

 

Benimsediğim özlü söz:

 

Söylersem uğursuzluk getirir, diye korkarım.

 

 

Beni üzecek en büyük mutsuzluk ne olabilirdi?

 

Annemi ve anneannemi tanımamış olmak.

 

 

Edebiyat ve Sanat Yazıları – Marcel Proust

 

Dünya edebiyatının önemli yazarlarından biri olan Marcel Proust, lise yıllarından ölümüne dek uzanan süreçte eleştiri, deneme, inceleme, açıklama, mektup biçiminde kaleme aldığı ve birçoğunu dönemin önde gelen dergilerinde ya da gazetelerinde yayımladığı metinlerde sürekli tartışan, hep kendini arayan görüşleriyle dikkat çeken yazarlardan biridir.

 

 

Edebiyat ve Sanat Eleştirileri

 

Proust, bu kitabında eleştiri, deneme, inceleme, açıklama ve mektup biçiminde yazdığı yazılarını okurlarına sunar. “Edebiyat ve Sanat Yazıları”nda Goethe, Dostoyevski, Tolstoy, Flaubert, Baudelaire, Chateaubriand gibi yazarların, şiirlerine ve yazılarına yorumlarda bulunmuştur. Ayrıca Proust, Rembrandt, Watteau, Monet gibi ressamların resimleri hakkında yorumlarıyla dikkat çeker.

 

 

Kitap içerisinden sizler için seçtiğimiz bölümler:

 

 

Şiir Yaratısı

 

Bir şairin hayatında diğer insanların hayatındaki gibi küçük olaylar vardır. Şair de kıra gider, seyahat eder. Ne var ki bir eserinin son sayfasının en altında bir yaz mevsimini geçirdiği kentin tarihle yan yana yazılı adı, başkalarıyla paylaştığı hayatı onun bambaşka şekilde kullandığını gösterir; bazı durumlarda kitabın yazıldığı zaman ve yer belirtilen bu kent adı aynı zamanda romanın geçtiği kentin adıyla aynıysa, romanın tamamını gerçekliğe uyarlanan devasa bir uzatma gibi görür, gerçekliğin şair için başkalarından çok farklı bir anlam taşıdığını, aradığı, ayıklanması hiç de kolay olmayan değerli şeyi içerdiğini anlarız. Şairin adeta büyü tesiri altında, her şeyin içinde saklanan değerli unsuru kolaylıkla bulduğu zihinsel durum nadirdir. Dolayısıyla mantık yürütmeye, dehayı tekrar ele geçirmek için çabalamaya, kitaplardan, aşktan, seyahatten bildik mekânlara dönmekten destek aramaya başlar.

 

 

İlhamın Tükenişi

 

İlham denilen şeyi yaşamı herkes aklımıza gelen bir fikrin mükemmeliyetinin tek işareti olan ve ortaya çıkar çıkmaz bizi dörtnala peşinden koşturan, bir anda kelimeleri esnek ve şeffaf kısılan, birbirine yansıtan o ani heyecanı tanır. Bunu bir kez yaşamış olanlar, bize ne kadar doğru gelse de her fikrin, ne kadar farklı gelse de her kavramın ifade edilmeye değer olmadığını bilir; söyleyeceğimiz şeyin aktarılmaya değer olduğunun ve ileride başka yüreklerde de aynı coşkuyu yaratabileceğinin tek işareti olan o coşkunluğun içlerinde yeniden belirmesini beklerler. Dolayısıyla bu coşkuların artık belirmediği dönem pek kederli bir dönemdir; aklımıza gelen her fikrin ardından o heyecanı, zihin yenilenişini bütün duvarların yıkılışını, içimizde hiçbir engelin, hiçbir katılığın kalmayışını, özümüzün tamamının bizim tarafımızdan desteklenmeden, durdurulmadan akmaya, bizim istediğimiz şekle girmeye hazır bir lava benzemesini beyhude bekleriz.

 

 

Klasisizm ve Romantizm

 

Beyefendi,

 

Gerçek her sanat eserinin klasik olduğunu düşünüyorum ama zihin yasaları, eser ortaya çıktığında klasik olduğunun anlaşılmasını nadiren izin verir. Bu bakımdan sanat da hayat gibidir. Mutsuz aşığın, siyasi partizanın, mantıklı ebeveynin dili, o dili konuşan kişi için karşı konulmaz bir aşikârdık barındırır. Oysa bu dilin muhataplarını ikna ettiğini görmeyiz; bir doğru önce doğduğu zihne benzer kılmak zorunda olduğu zihinlere dışarıdan dayatılamaz.

 

Kuşkusuz bu eleştiri sanatçının eğilimlerine gelişme çizgisine zıt olmamalıdır. Özetle, M. Charles Mauuras, Criton imzasıyla yazdığı muhteşem incelemelerinde çok az keyfi olan adlandırmaları bu şekilde çoğaltmanın tehlikesi konusunda bizi uyarmış olmasa derdim ki benim klasik diye adlandıracaklarım, anlaşılmadıkları süre boyunca romantik, realist, dekadan vs. adlandırılmış büyük sanatçılardır.

 

 

Hazlar ve Günler – Marcel Proust

 

Marcel Proust’un şiir yönünü geliştirmesi açıdan önem taşıyan “Hazlar ve Günler” eseri, bir başyapıt olan “Kayıp Zamanın İzinde”nin habercisi olma özelliği taşır.

 

“Hırs insanı şan ve şöhretten daha çok sarhoş eder. Arzu her şeyi yeşertirken sahip oluş soldurur; hayatı yaşamaktansa düşlemek yeğdir; kaldı ki yaşamak da bir bakıma hayatı düşlemektir, ama hem gizemi hem de netliği azalmış bir düştür. Geviş getiren hayvanların cılız bilincindeki dağınık düşlere benzer, karanlık ve ağır bir düş.”

 

“Hazlar ve Günler” kitabı Marcel Proust’un felsefi düşünceleri, kısa öyküleri ve düzyazı şiirlerinin yer aldığı önemli bir eserdir. Eserle yazarın düşünce dünyasına göz atabilen okurlar, Paris salon toplumunun öykülerini odağına alırken dönemin yaşantısı hakkında eleştirel bir bakış açısını da izler.

 

 

Yakalanan Zaman – Marcel Proust

 

Marcel Proust “Yakalanan Zaman” kitabında okurları için şu notu düşüyor: “Böyle bir kitabı yazmayı başaran kişi ne kadar mutlu olurdu! O kitabı yazmak ne büyük emek gerektirirdi! Bir fikir verebilmek için en yüce birbirinden en farklı sanatlarla karşılaştırma yapmak yerinde olur, çünkü böyle bir kitaptaki karakterlere hacim kazandırabilmek için her birinin farklı yönlerini göstermek zorunda olan yazarın, kitabını titizlikle, birliklerini sürekli yeniden gruplandırmak tıpkı bir saldırı gibi hazırlanması, bir yorgunluk gibi ona tahammül etmesi, bir kural gibi kabullenmesi, bir perhiz gibi ona uyması, bir engel gibi onu aşması, bir dostluk gibi fethetmesi, önsezisi bizi hayatta ve sanatta en çok duygulandıran şey olan o muammaları da göz ardı etmemesi gerekir. Bu tür kitaplarda öyle bölümler vardır ki zamansızlıktan, taslak haline kalmışlardır ve mimarın planı fazlasıyla kapsamlı olduğundan, muhtemelen hiçbir zaman tamamlanmayacaktır.”

 

 

Yaşamın Getirdiği Sorunlar

 

Fransız yazar Marcel Proust’un en önemli eseri olarak gösterilen “Kayıp Zamanın İçinde” romanının yedinci ve son cildi “Yakalanan Zaman” adlı romandır. Yazar bu romanında zaman kavramının insan doğasını nasıl etkilediğini ve hayatın getirdiği sorunlara yeni yorumlar getirir. Ayrıca yaşamın felsefi ve edebi yönü üzerine de eleştirel bir bakış açısı getirir.

 

“Şimdi yaşlılığın ne demek olduğunu anlıyordum. Bütün gerçekler arasında tamamen soyut bir kavram olmayı en fazla sürdüren yaşlılıktır belki de takvimlere bakar, mektuplarımıza tarih atar, arkadaşlarımızın çocuklarının evliliğine şahit olur ve belki korkudan, belki tembellikten bunun anlamını kavramayız ta ki bir gün M. d’Argencourt gibi yabancı bir siluet görüp de yeni bir dünyada yaşadığımızı anlayınca kadar ta ki bir gün bir kız arkadaşımızın torunu, içgüdüyle akranımızmış gibi davrandığımız bir delikanlı, bizi bir dede olarak gördüğü için onunla alay ediyormuş gibi bize gülümseyinceye kadar, ölümün, aşkın, ıstırabın faydasını ve temayülün anlamını kavrıyordum.”

 

“Kayıp Zamanın İzinde” eserinin çözüm bölümü olan “Yakalanan Zaman”, aslında bütün yapıtın ilk yıllarında belirlenmişti. Proust, bu eserinde zamanın insanlar üzerindeki etkisini irdeler. Ona göre bir yazar, hakikati kavramak istiyorsa insanları, zaman içinde yani günlerin ve anların akışı içinde betimlemelidir.

 

 

Marcel Proust ya da Bir Roman Yaratmak – Mehmet Rifat

 

Mehmet Rifat, dünya edebiyatının önemli yazarlarından biri olarak kabul edilen Marcel Proust’un biyografik çalışmasını yapmaktadır. Eser, öncellikle yazarın yaşamı hakkında kronolojik olarak bilgi verir.

 

Proust, başyapıtı olan “Kayıp Zamanın İzinde”nin yazımına koyulmadan önce, gazete ve dergilerde birçok deneme, eleştirel deneme, tanıtma yazısı, portre türünde metinler yayımlamış, şiir ile anlatıcının iç içe geçtiği bir kitap olan “Hazlar ve Güner” kitabını çıkarmıştır. O esnada bir roman yazımına girişmiş ama çalışmasını taslak olarak yarıda bırakmış, ardından İngiliz sanat eleştirmeni ve tarihçisi John Ruskin’den iki kitap çevirmiştir.

 

“Gerçek hayat, nihayet keşfedilip açıklığa kavuşturulan hayat, dolayısıyla dolu dolu yaşanan tek hayat, edebiyattır. Bu hayat, bir anlamda, sanatçıda olduğu kadar her insanın içinde de her an mevcuttur. Ama çoğu insan, onu açıklığa kavuşturmaya uğraşmadığı için görmez. Bu yüzden de geçmişleri zihinleri tarafından ‘banyo edilmediği’ için işe yaramayan sayısız klişeyle dolup taşar. Sanatın açıklığa kavuşturduğu şey, yalnız kendi hayatımız değil, başkalarının da hayatıdır, çünkü tıpkı ressam için renk gibi yazar için de üslup, teknik değil, görüş meseledir. Her birimizin dünyayı görüşündeki nitel farklılığın, doğrudan ve bilinçli yöntemlerle mümkün olmayacak şekilde ortaya koyulmasıdır; sanat olmasa, bu farklıklar ebediyen her birimize ait birer sır olarak kalırdı. Ancak sanat aracılığıyla dışarıya açılabilir, bir başkasının bizimkiyle aynı olmayan bu âlemde neler gördüğünü görebiliriz.”

 

Annesini 1905 yılında kaybeden yazar, büyük bir tramva yaşamıştır. Bu sarsıntıyla birlikte Prout’un astım hastalığı giderek şiddetlenmiştir. 1906 yılında başlayarak içinde yaşadığı çevreden zorunlu olarak uzaklaşıp odasına kapanır ve yatağından zorunlu olmadıkça kalkmadan yaşamını sürdürmeye çalışır.

 

Etiketler:
Merjam

Merjam

Copyright © Tüm hakları saklıdır. Merjam.com – Copyright 2021 | Codlio