29 yıllık asker Ali Dündar, mesleğini bırakıp, köy hayatını tercih etti

Merjam Yazar: Merjam 30 Haziran 2021

Bu haberi arkadaşlarınla hemen paylaş!

Yıllar önce daha fazla iş olanağı ve rahat şartlar köyden kente göçü zorunlu hale getiriyordu. Günümüzde ise göç dalgası tersine döndü. Kalabalık kentlerden, trafikten, organik olmayan gıdalardan sıkılan çoğu beyaz yakalı köy yaşantısına merak salıyor. Ali Dündar, Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki 29 yıllık görevinin bu duygular için bırakmış bir isim. Ali Dündar’ın hayatını Deniz Demirdağ kaleme aldı.

29 yıllık asker Ali Dündar, mesleğini bırakıp, köy hayatını tercih etti

TSK’daki görevini 29 yıl sürdürdükten sonra memleketi Konya’ya dönüp tarım ve hayvancılıkla uğraşmaya başlayan Ali Dündar, “Makam, mevki, kariyer, bürokrasi, ofis yaşamları ve insanları masa başında kalmaya mahkûm eden her şey 21. yüzyıl hastalığına dönüşüyor.” dedi.

Öncelikle bize biraz kendinizden, yaşam hikâyenizden bahseder misiniz? Köye yerleşmeden önce neler yapıyordunuz? Ali Dündar kimdir?

Ben 1975 yılında Konya’da bir memur ve bir ev hanımının çocuğu olarak dünyaya geldim. Çocukluğum çok samimi ve sevgi dolu bir ortamda geçti. Çocukluk arkadaşlarımla hâlâ görüşürüz. 1989 yılında, 14 yaşında Bursa Işıklar Askeri lisesini kazanarak ailemden ayrıldım. Askerlik hayatım bu noktada başladı ve 29 yıl sürdü. Bu süre zarfında çeşitli yurtiçi ve yurtdışı birliklerde görev yaptım. 2018 yılında mesleğimi bırakana kadar uzun yıllar komando birliklerinde görev yaptım. Ülkeme bu şekilde hizmet etmenin gururunu her zaman taşıyacağım.

Türk Silahlı Kuvvetlerindeki üst düzey kariyerinizi geride bırakarak memleketiniz Konya’nın Kadınhanı ilçesine döndünüz. Köyünüzde kurduğunuz çiftlikte tarım ve hayvancılık yapıyorsunuz. Bu süreci giriş, gelişme ve sonuç bağlamında sizden dinleyebilir miyiz? Bu hikâyesinin altında acıklı bir öykü mü yoksa yaratıcı bir düşünce mi yatıyor?

Aslında 24 yaşıma kadar rahmetli babamızın bize aşıladığı toprak sevgisi içimden hiç çıkmadı. Çalıştığım 29 yıl boyunca tatillerde sahil kenarlarına gitsek de rahatlamak ve huzur bulmak için köyümüze gelmeyi hiç ihmal etmedim. Burası çok hareketli ve yoğun duyguları bünyesinde tutan askerlik hizmetimin “Terapi” kısmı gibiydi ve sonunda hâlâ hayatımda bir şeyler yapabilecek gücüm varken bırakıp gelmek istedim. Bu düşünceme eşim, ailem ve çocukların tam destek verdiler, Her şeyimi onlara borçluyum. Ve şimdi buradayım.

Sizi yaşam tarzınızda böyle büyük bir değişikliğe sebep olacak fikre iten etmenler neydi?

Aslında bu sorunun cevabı bende çok basit. Bence makam, mevki, kariyer, bürokrasi, ofis yaşamları ve insanları masa başında kalmaya mahkûm eden her şey 21. yüzyıl hastalığına dönüşüyor diyebiliriz. “Özgür olduğum tarafta olmalıyım.” diye düşündüm, hepsi bu…

Bu göç kararına çevrenizin, ailenizin tepkisi ne oldu? Bu fikriniz karşısında çevrenizden destek gördünüz mü? Ya da tam tersi yapamayacağınıza dair olumsuz geri bildirimler mi aldınız?

Basta eşim, rahmetli babam ve ailemin tüm fertleri tam destek oldular. Şehirde yaşayan tüm arkadaşlarımın, dostlarımın ve iş arkadaşlarımın teşvik ve desteğini aldım. Bu işi yapamayacağıma dair düşüncesi olan herkes yine bu köyde yaşayan insanlardı. Pek çok kahve sohbetlerine konu olmuşum “Beceremez!” diye. Ancak şimdi bu konular kapandı. Her yerde olduğu gibi burada da insanların gönlünü fethedebilmek için çok çalışmak gerekiyor.

Peki, bu süreç nasıl gelişim gösterdi? Köye göç etme kararınızdan sonra bu kararınızı destekleyici ne gibi hazırlıklar, çalışmalar yaptınız? Köyünüzde kurduğunuz çiftlikte tarım ve hayvancılık yapıyorsunuz. Birazda bu süreçten bahsedebilir miyiz? Hayvancılık yapma kararını nasıl verdiniz?

Bu süreç başlamadan önce ilk yaptığımız hazırlık eşim ile çocuklarımızın yaşam standartlarını kaybetmeden iyi bir eğitim almalarını sağlayacak koşulları sağlamak oldu. Tabii bu durum ailemiz adına iki haneli yaşam anlamına geldi. Maalesef ki köy koşulları çocuklar için yeterli altyapıya sahip değil. Ben eski işimle ilişiğimi kestikten sonra hemen köye geldim.

Tarım için yeterli altyapımız zaten mevcuttu. Hayvancılık ise bizim için sürpriz bir şekilde vuku buldu. Aslında tarım ve hayvancılık birbirini bir denge içinde tamamlar. Birinin artanı diğerinin de değerini arttırır. Biz sadece hep aklımızda olan bu döngüyü tamamlamak istedik.

Başta 250 küçükbaş hayvan alarak başladık bu işe. Hiç altyapı ve bilgim yoktu. Çok araştırdım, eski kitapları okudum. Hayvancılıkla ilgili ülkemizde hizmet veren tüm kurumlarla bilgi alışverişinde bulunmaya çalıştım. Tecrübe sahibi, hayvanının refahına önem veren insanlarla uzun sohbetler yaptım. Ve şuan 600 anaç koyunumuz var.

Köyde doğup şehre gelmiş birinin bile tekrar köyle döndüğünde o hayata uyum sağlayacağının garantisi yok. Hele bir de şehirde doğup büyümüşseniz işin riski daha da büyük. Malum kırsal yaşamda her şey hayallerde göründüğü gibi tozpembe olmayabiliyor. Siz bu süreci nasıl atlattınız? Köy hayatına uyum sağlamak konusunda sizi zorlayan unsurlar nelerdi?

Bu sorunuzun cevabı tamamen önceki mesleğimde yaşadığım ve öğrendiklerimle alakalı. Kendi adıma koşulsuz uyum sağlamakta pek zorlanmadım.

“Küçük adımlarla başlamak her zaman en iyisidir”

Artık metropolde yaşayan pek çok insan için şehir hayatından bir vazgeçiş söz konusu. Daha minimal bir hayat için köye yerleşmek isteyen insanları bekleyen zorluklar neler?

Metropollerde bizlere sunulan standart diyebileceğim bazı konforlar var. Kolay erişebildiğimiz işlerimizi daha da kolaylaştıran hizmetler. Ancak köy ortamında kendi konforunuzu kendiniz sağlamak zorundasınız. Köy yerinde yapabileceğiniz şeyler hayal gücünüz ile sınırlı.

Eğer kişilerin yapısında günlük hareket etmek varsa yürümeyi, hareket etmeyi, toprağa dokumayı ve küçük hobilerle uğraşmayı seviyorsa kolay adapte olur kanaatindeyim. Küçük adımlarla başlamak her zaman en iyisidir.

Yaşadığınız bu hayata dönüp baktığınızda size neler öğretti? Nasıl tecrübeler edindiniz? Düşündüğünüzde keşkeleriniz oluyor mu?

Keşkelerim hiç olmadı. Eğer planlı, ne istediğini bilen; hedefleri olan bir yaşam tarzınız varsa başarmamız için hiçbir sebep yok demektir. Hayattan öğrendiğim şey bu.

“Teknoloji kullanma alışkanlıklarımızı burada sürdürüyorum”

Metropolden köy hayatına taşıdığınız alışkanlıklarınız var mı?

Köy hayatına teknoloji yeteri kadar girmemiş durumda. Bu bağlamda burada kullandığım tüm teknolojik ürünler hayatımızı biraz daha kolaylaştırıyor. Teknoloji kullanma alışkanlıklarımızı burada sürdürüyorum.

Metropolden köye yerleşen insanlara bölge insanının yaklaşımı nasıl oluyor?

Açıkçası bu konunun bölgelere göre değişiklik gösterdiğine inanıyorum. Sahil kenarlarında bu ilişkiler daha yumuşakken benim bulunduğum Orta Anadolu’da biraz daha zor olabiliyor. Herkes önce kenara çekilip seyrediyor. Siz yeterince çalıştıktan sonra, herkes gelip sizinle tanışıp sohbet etmek istiyor. Ve elbette 30-40 yıllık tecrübelerini anlatarak size yol göstermek istiyorlar.

Kentten köye göç söz konusu olduğunda şüphesiz ki iki taraf için de farklı etkileşimler söz konusu oluyor. Onların size ve sizin onlara kattıklarınızdan kısaca bahseder misiniz?

Köy hayatında köy sakinlerinden öğrenebileceğiniz çok şey var. Günlük hayatın kolaylaştırılmasına yönelik püf noktaları, ürün üretimine yönelik teknik ve geleneksel bilgileri hep onlarda öğrenmeye çalıştım. Benim onlara katkım daha çok yenilikleri anlatabilmen şeklinde oldu. Daha çok ben onlardan öğrendim.

“Tüm mücadeleniz tabiatla oluyor ve doğa izin verdiği kadarıyla başarılı olabiliyorsunuz”

İş yaşamının getirdiği stresten ve kalabalık metropollerden uzaklaşarak kırsala yerleşmek isteyen kişilerin sayısında büyük bir artış var. Sizce insanlar neden şehir yaşamını terk etmek istiyor?

Kırsal yaşamda trafikte geçen zaman yok, bürokrasi yok. Etrafınızdaki tüm insanlar aynı statüde. Hiç kimse diğerinden daha önemli işler yaptığını düşünmüyor. Dolayısıyla tüm mücadeleniz tabiatla oluyor ve doğa izin verdiği kadarıyla başarılı olabiliyorsunuz. Kendi hayatınızın patronusunuz. Kuralları koymak ve uymak size kalmış. Bu durum aslında özgürlük havuzunda kulaç atmak gibi. Bence insanları buraya çeken düşünce de bu.

Mevcut hayat standartlarından vazgeçip köye göç etmek isteyen şehirlilerin bu kararı almadan kendilerine sormaları gereken sorular neler?

Bence kendinize sormanız gereken ilk soru “Ne kadar kararlı” olduğunuzdur. Pek çok insan istese de yaşam stilimizde kökten değişime gitmek, beraberinde pek çok bilinmeyen getirir. Ekonomik özgürlüğü kazanmadan bu tarz bir karar vermek kırsalda sizi çok disiplinli bir üretim çarkına sokuverir. Kendinizi günlük 5-6 saatlik rutin fiziksel işlerde bulabilirsiniz. Esas soru şudur: “Buna hazır mısınız?”

Peki, bunu deneyimleyen biri olarak size sormak isterim. Kurulu bir düzenden vazgeçerek köy hayatına dönüş ile huzura ermek mümkün mü?

Eğer az önce sorduğum soruların cevabı olumlu ise ve siz kendi ayaklarınızın üzerinde durmaya alışıksanız zaten huzuru yakalamışsınız demektir.

Köy yaşantısının zorluklarını konuştuk ancak zorluklarını çekilir kılan güzelliklerini konuşmadık. Köy hayatının sizi tüm kariyerinizi, şehir hayatınızı, imkânlarınızı geride bırakmanıza neden olacak güzellikleri nelerdir?

Kendinizi değerli hissettiren her şey güzeldir malumunuz. Üretmek, yaşatmak, hayvan refahı ile ilgili sürekli gelişim sağlamak, aynı toprak ve aynı tohumdan her yıl daha fazla ürün alabilmek, organik tarım ve hayvancılık yapabilmek tadına doyamadığımız güzelliklerimizdir.

Kent yaşamından köy yaşantısına geçmek isteyenlere bu konuda hayalleri olanlara ne gibi önerilerde bulunursunuz? Bu konuda olmazsa olmazlar ve asla yapılmaması gerekenler gibi reçeteleriniz var mı?

Bu tarz düşünceye sahip insanlara küçük hedeflerle işe başlamalarını önce kendi bilinmeyen yönlerini keşfetme fırsatını kendilerine tanımalarını tavsiye ederim. Hayallerimiz gerçeklerimizle uyuşmayabilir. Çok büyük bir iş yükünün altına girmek kişileri korkutabilir. Buna izin vermemek gerekir diye düşünüyorum. Risk alma becerisine sahip olan insanların daha başarılı olacağını da düşünüyorum.

Merjam

Merjam

Copyright © Tüm hakları saklıdır. Merjam.com – Copyright 2021 | Codlio