Yakın dönem kadın hareketinin çalışkan öncüsü: Sibel Eraslan

Merjam Yazar: Merjam 15 Ekim 2020

Bu haberi arkadaşlarınla hemen paylaş!

Son kitabında, Osmanlı idaresindeki Rumeli’den bugünlere gelişin öyküsünü dört ayrı kuşaktan kadınlar üzerinden kaleme aldı. Eraslan, müslüman yazar ve avukat kimliğiyle, yasaklara karşı direnişin unutulmayan ismi...

Yakın dönem kadın hareketinin çalışkan öncüsü: Sibel Eraslan

 

Sibel Eraslan’la ile son çıkan kitabı 4 Deşter Rumeli Rüzgârı üzerine bir söyleşi yaptık.

 

Eser, Rumeli’den İstanbul ve Anadolu’ya yapılan göçü ve mübadeleyi dört kuşak üzerinden ele alıyor. Kitaptaki karakterlerin ananesi, babaannesi, annesi ve kendisi olduğu-nu belirten Sibel Eraslan, hikâyelerin aslına sadık kaldı. Eraslan, ailesindeki dört kuşağın deşterini bu sayede okura açmış oluyor. Öte yandan Rumeli ve Osmanlı ilişkisine değinen Eraslan, Rumeli tarihini kadın belleği üzerinden yazmak istediğini belirtir. Rumeli’yi Osmanlı’nın idari ve anayasal beyni olarak tanımlar, Rumeli’nin kaybedilişini ikinci Endülüs olarak, mübadeleyi ise hicret… 1924 sonrası uygulanan redd-i miras, inkâr politikaları, zorunlu suskunluk siyaseti uygulandığını ve dolayısıyla bunların Rumeli’ye dair unutkanlığa ve köksüzlüğe yol açtığını belirtmekte.

 

Eraslan’ın hayatına ve aile ilişkilerine dair sa-mimi bir anlatıma sahip olan eser, Türkiye’deki tüm mübadillerin geçmişine, hikâyelerine ve bugünlerine dokunarak, okuru kitaptan bir karakter haline getiriyor. Aşinalık hissini uyandırıyor. 

 

 

‘‘4 Deşter Rumeli Rüzgârı’’ ismini açıklayabilir misiniz?

 

Kitap, Büyük annelerimin hatıraları ve ta-nıklıkları üzerinden kaleme alındı. Üç nesil bir arada Rumeli'yi ve istanbul’u anlatıyoruz. Anneannem 1903 istanbul doğumlu Zeynep Hanım ile 1910 izmit doğumlu Babaannem Şatıma Yaşar Hanım'ın işgal günleri, Kurtuluş Savaşı ve Türkiye'nin kuruluşu günlerinde yaşadıklarıyla… Annem 1942 istanbul doğumlu Reşika Hanımın izlenimleriyle ve benim bunları hülasa edişimle kotarıldı kitap…

 

 

Osmanlı, Rumeli Tarihi ve Kadın Belleği

 

Dört Deşter anasır-ı erbaa'ya işaret ediyor. Yaradılış usaresini, toprak, rüzgâr, ateş ve su… Rumeli Deşterleri‘ne de atış var kitabın isminde. Rumeli Beylerbeyliği, Osmanlı esas teşkilat hukukunda devlet deyince merkezin ne olduğunu anlayabileceğimiz büyük bir idari ahengin ismi. Tarih, resmi arşivler ve tutulan deşterler üzerinden vesikalandırılmış ve Osmanlı bu konuda çok titiz ve çok ileride istiş ve tasniş konusunda dünyaya numunedir adeta. Ve şakat bir de bu tür resmi evraka girmemiş, daha çok sözde, sanatta, kültürel birikimde kalmış olan sivil bir tarih var. Ben biraz da kadın belleği üzerinden yazmak istedim Rumeli tarihini. Annelerimizin dilinden… Muhacirliği, göçü, tenkili, mübadeleyi bir de resmi olmayan kaynaklardan mesela bir ninniden, bir ağıttan, yolda unutulmuş bir yemeniden, eski yırtık bir mektuptan, bir kurdeleden, solgun bir fotoğraftan okumak…

Hikâye ve edebiyat bu noktada sosyolojinin ve tarihin eksik bırakacağı veya uğramayacağı kılcal damarlarda gezinirler… Rumeli Rüzgârı, bu dört deşterin sayfalarını karıştırmış bir kitaptır… Toprağa vedadır, denizleri aşmıştır hicreti, hasret ateştir ve hayatı rüzgârlardır taşıyan… Bunun gibi.

 

 

Sizi bu kitabı yazmaya iten şeyler neydi? Hangi hislerle kaleme aldınız?

 

Hicretimiz unutulup gitmesin istedim

 

Annemin rahatsızlığı ve veşatı beni ve kardeşlerimi derinden etkiledi. Ardından benim de sağlık sorunlarım ve tıbbi operasyonlar eklenince kendimi ölümün pervazlarından hayatıma bakarken buldum. Hukuki ve siyasi mücadeleyle geçmiş otuz yılımı nerdeyse bir solukta içmişim. Rüzgâr gibi eserek geçmiş yıllarım… Hatıradan, hafızaya ancak yazı ile geçiliyor. Bilgiden bilince de, sözü kitabete dönüştürerek geçebiliyoruz. Ve Ölüm… Öyle zannediyorum ki ölümlü oluşumuzla ilgili olarak yaşadı-ğım deneyimdir bu kitabı yazdıran temel içgüdü. Hicretimiz unutulup gitmesin istedim ve yakalayabildiklerimi zaman denizi içinden, tutup sizlerle paylaşmak istedim..

 

 

Kitap içeriğindeki karakterlerin gerçekle ilişkisi nedir? Gerçeğe birebir bağlı kaldınız mı? Siz neresindesiniz?

 

Kitaptaki tüm karakterler, ve olaylar gerçek…

 

Kitap büyük ninelerim, bizim hitabımızla haminnelerim, ananem, babaannem, annem, halalarım, kuzenlerim, kız kardeşim üzerinden kaleme alındı. istanbul’un işgalini anneannemin gözüyle, İzmit'in işgalini babaannemin gözüyle kaleme aldım mesela. 70'lerin İstanbul’unu erken çocukluk günlerimiz olarak izlenimler şeklinde kaleme aldım sözgelimi. Anneannem Halide Edip Hanımı, Şukufe Nihal hanımı, Piraye Hanımı biliyor mesela. Babaannem Gazi Mustaşa kemal Paşa’nın İzmit'e gelişinde ona çiçek veren kız çocuklarından ve babaannemin babası Çakır Hüseyin Çavuş Çanakkale şehitlerimizden.. Hepsi gerçek anlayacağınız.

 

 

Rumeli’den Türkiye'ye gelişimini hicret olarak değerlendiriyorsunuz. Köklerinizi, ailenizin hicretin ve Türkiye'deki yaşamınızı göz önünde bulundurarak Türkiye vatandaşı olmayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Aidiyet konusunda bir şarklılık hissediyor musunuz?

 

Rumeli’nin Kaybedilmesi ve Redd-i Miras Politikaları

 

Rumeli'nin peyderpey kaybedilişi 1699 Karloşça antlaşmasıyla başladı. 1912'de Selanik'in kaybedilişi kırılmanın doruğuydu. Lakin 1924 mübadelesine kadar Rumeli Osmanlı nüfusu itibariyle tam olarak kapatılmış bir sayfa değildi… 1924 sonrası redd-i miras, red ve inkâr politikası, zorunlu suskunluk ve ardından zaten unut-kanlık ve köksüzlük… Rumeli’ye dair bilinçsizliğimizi, özensizliğimiz ve yabancılığımızı Aytmatov'un ''Mankurt'' Eşsanesine benzetiyorum ben. Çinlilierin bir işkence yöntemiymiş bu.

 

Türk esirlerin başlarına hayvan derisi geçirilirmiş sıcakta bu deri büzüştükçe kafatasını da sıkıştırır beyni büzüştürürmüş. Bir tür işkence altında hafıza kaybı. Ardından beyin felci yaşayan bu zavallılar annelerini bile tanıyamazmış, sahiplerinin kontrolünde birer trol şeklinde fiziki güçlerince kullanılırlarmış… Maalesef Rumeli Beylerbeyliği de Osmanlı'nın idari ve anayasal anlamda beyniydi. Toprak kaybedişimizden bahsetmiyoruz burada. İslam’ın Avrupa'daki istikbaliyle ilgili ciddi bir eksen çöküşüdür bu. Rumeli’nin kaybedilişi ikinci Endülüs gibi bir şey… Yani burada göç veya vatandaşlık hadiselerinden çok daha temel bir problematik var, var olup olamamakla ilgili ağır bir gündemi var Rumeli’nin…

 

 

4 Deşter Rumeli Rüzgârı’nda Üsküdar imgelerine çok rastlıyoruz. Üsküdar’ın sizdeki yeri nedir?

 

Üsküdar ve Sükûnet

 

Üsküdar, Anadolu'nun Rumeli’yi gören gözleridir. Dolayısıyla kız kardeşim ve ben nasıl ki Rumeli'nin yani ninelerimizin son şahitleriysek, Asya'nın ve Mezopotamya'nın aktüel son tanığıdır Üsküdar. Benim memleketimdir. Doğduğum yerdir. Üsküdar benim için apsis'tir, yatay yeryüzü belleğim… Mekândır, imkândır, sakini olduğumuz kenttir. Benim soyumun, nice muhacirlik, şehadet ve göç sarsıntılarından sonra sükûnete ve sekinete kavuştuğu temkin yeridir Üsküdar.

 

 

‘‘4 Defter tavır olarak tüm sonraki kuşaklara da sirayet etmiş bir ruh halini işaret eder’’ cümlesini biraz daha açıklayabilir misiniz?

 

Rumeli, Sadakat ve Fedakârlık

 

''4 DEFTER RUMELi RÜZGÂRI'' kitabının tavrı, içten bağlılığı esas alır. Sadakatle bağlı oldukları milletimizin bir ferdi, ihtiramla intisap ettikleri Ümmet-i Muhammed'in bir unsuru olarak ''Ya şehit ya gazi'' fedakârlığını, her şart ve zaman altında dirençli tutmak ideali, nesilden nesile aktarıla bir ruh halidir bizim için…

 

 

Rumeli Rüzgârı’nın Türkiye’deki etkilerini nasıl hissediyorsunuz? Türkiye’deki Rumeli kökenli nüfusun hala yaşattığı geleneklerden örnekler verebilir misiniz?

 

Gelenekler

 

Rumeli Rüzgârı'nda resmi tarih içinde yer alamamıf ama tüm bu göç hicranında savrulan insanların tutundukları bilinç anlamıyla yaslandığımız kültürel ritimler var. Şarkılar, ilahiler, mevlitler, ziyaretler, türbeler, bayramlaşmalar, tekerlemeler, bilmeceler ve tabi ki mutfak. Bir kültürün koruyucusu ve taşıyıcısıdır mutfak. Ben imkân bulduğumca, tüm bu kültür ceplerini de kitaba yansıtmayı tercih eden bir yol tutturdum.

 

 

Yorumlar açısından değerlendirirsek bu hicrete afina olanlar ile olmayanlar arasında bir ilgi farkı oldu mu?

 

Endülüs, Rumeli ve Kırım

 

Rumeli meselesi güncelliğinden hiçbir fey kaybetmez bizim için. Biz 1071'de Anadolu'ya girdiğimiz günlerde de gözü ve atının burnu hep Batı'ya bakan bir millettik. Üç kırılışı üç büyük ideal olarak okumak taraftarıyım. Endülüs, Rumeli ve Kırım, bizim izmihlal ve çöküş olarak hüznümüzü ifade etse de, simge ve temsil olarak da yol haritası mesabesindedir bu üç kulvar… Yiğit düştüğü yerden kalkar derler Rumeli'de… Rumeli bizim serhat ve istinat hisarımızdır…

Etiketler:
Merjam

Merjam

  • Editörün Seçimi
  • En Çok Okunanlar

Copyright © Tüm hakları saklıdır. Merjam.com – Copyright 2021 | Codlio
3D tasarım ajansı