Ne izliyoruz?

admin Yazar: admin 23 Eylül 2020

Bu haberi arkadaşlarınla hemen paylaş!

Dayınız yapımcı değilse tek çareniz cebinizde olmayan parayı bulup, bir şeyler çekip “Ben de sizdenim.” diye kendinizi göstermektir…

Ne izliyoruz?

 

''Düğün Dernek'' serisi ile beyaz perdede rekor kıran, “Kardeş Payı” ile televizyon tarihinin “En yoğun” komedi dizisine imza atan, “İşler Güçler” ile hayal sektörünü tiye alan, yeni nesil kaliteli komedi filmleri ve dizilerinin başarılı yönetmen ve yazarı Selçuk Aydemir’in kulağını biraz çınlatalım…

 

Öyle zordur ki dostlar alakasız bir bölümde okurken bambaşka bir şeye gönül vermek. Selçuk Aydemir uçak mühendisliği okumuş. Bir yandan mühendisliğin o ömür tüketen derslerini altın bilezik olsun diye vermeye çalışacaksın, bir yandan da yazmak ve çekmek için motivasyonunu diri tutacaksın. Kendi çapında bir şeyler çekecek, işi öğreneceksin. Sektörden de kimseyi tanımadığın için sektörün kapılarına bakakalacaksın. Sıkıntılı iş… Çok kapalı bir sektördür bu, bilen bilir… Gazetede “köpek gezdiricisi aranıyor” ilânı bile görürsünüz ama “yönetmen aranıyor” ilânı göremezsiniz. Dayınız yapımcı değilse tek çareniz cebinizde olmayan parayı bulup, bir şeyler çekip “Ben de sizdenim.” diye kendinizi göstermektir…

 

Önce bazı amatör kısa filmler çeker. Bir film kursuna yazılıp kendini geliştirir. İlk TV filmini sadece 8000 TL bütçe ile çekip onun da parasını alamadığını anlatır röportajlarında. Hatta ülkenin en ünlü ve zengin yapımcılarından biri yapar bunu ona. Ardından TRT için Ramazan boyunca yayınlanan Ramazan Güzeldir’i çeker. Murat Cemcir ve Ahmet Kural ile de burada kesişir yolları. Hepsi kariyerinin başındadır henüz. Sırf dizi daha güzel olsun diye, verilen bütçeden kat kat fazlasını ceplerinden harcar ve diziyi bitirirler. Dizi bittiğinde Selçuk Aydemir büyük bir borcun altına girmiştir. Artık çaresi kalmamıştır. Uçak mühendisliği diplomasını lahmacunun altına sermek için kullanmayı bırakarak Türk Hava Yolları’nın satış bölümünde çalışmaya başlar. Hafta içi işe gider, akşamları ve hafta sonları ise tanıtım filmleri çekerek ek gelir sağlar. Burada bir buçuk yıl çalışır. Borcunu ödemiş, 30 bin lira da kenara koymuştur. Ama tutku bu… İnsanın en büyük baş belasıdır. 30 bin lirayı, gözünde kızarmış tavuk gibi  görmeye başlayınca o kaşıntı yine baş gösterir.

 

Bir günde “Çalgı Çengi” filminin senaryosunu yazar, iş yerine “Belim sakat” der, rapor alır ve sadece altı günde filmi çeker. Çeker de filmi çekmekle iş bitmez ki… Elinde filmle öylece kalırsın sektörde dayın yoksa. Selçuk Aydemir, filmi vizyona bile sokmakta zorlanır. Ne oyuncuları, ne yönetmeni kimse tanımıyor ki… Filmde aşk hikâyesi yok, baldır bacak yok… Derken bunca çabanın sonunda, hayali olan herkesin beklediği o sihirli el, Selçuk Aydemir için Cem Yılmaz suretinde ortaya çıkar. Filmi, Cem Yılmaz’ın kuzeninin izlemesi ve Cem Yılmaz’a izletmesi dönüm noktalarından biri olur. Cem Yılmaz filmi öyle beğenir ki dört kere izler, Selçuk Aydemir’in oyunculara olan borcunu öder ve filmi vizyona sokar. Uykusuz geceler bitmiş, film artık vizyona sokulmuştur. Tabii hâlen maddi olarak tam kefeni yırtamamış olan Selçuk Aydemir ve ekibi, filmin gösterimlerini küçük salonlarda en arkada kırık sandalyeye oturarak izlerler. Ama olsun, sizce artık umurlarında mıdır? Caddelerdeki bilboardlarda kendi filmlerinin afişini görünce arabadan inip afişin altında fotoğraf çektirmenin verdiği hazzı yakalayabilecekleri gişe rakamı şimdi kaç olabilir?

 

 

Ardından “Üsküdar’a Giderken”dizisinin de ilk birkaç bölümünü tek mekânda çekip kanala gönderir ve mühendislik işinde istifayı basar. Artık yavaştan sektörün içindedir. Onun hayat hikâyesine, onun filmlerini anlayabilmek için yazıda yer verdim. Sanatçılar kendini anlatmak için yazar, çeker, çizer veya söyler… Peki, ne anlattı bize bu Selçuk Aydemir? Ne anlatacak? Tabii ki kendini. Yazar ve yönetmenler, ilk filmlerinde o kadar doludurlar ki tüm dertlerini ilk yapıtlarında kusuverirler… Ama hayatlarını bire bir anlatmazlar genellikle. Kendi yaşamlarını, başkalarının yaşadığı olayların içerisine imgeler ve gizlerler… En kolay ve doğal malzeme budur çünkü. Yılların birikimi söz konusudur. Ardından her yapıtta git gide malzemeleri azalır. Yapıtlarında nelerin beğenildiğini, halkın neyi sevdiğini hatta maalesef “paranın” neyi sevdiğini tespit eder ve kitlelerini artırırlar. Bunun içindir ki bir yönetmen ve yazarın en özgün ve samimi yapıtları genellikle ilk birkaç eseridir. Sonraki eserlerin daha profesyonel olması veya daha çok kazandırması bu gerçeği değiştirmez. İşin içerisine paranın, beğeninin, toplumsal kabulün girmediği ilk işleri sanatçının özüdür. Daha sonra toplum onu ele geçirir. Bunun içindir ki başlangıçta sanat sanat içinken, paradan sonra sanat toplum için olur. O, eskiden hayallerine ulaşmak istiyordu, yetenekliydi ama istediği yerde değildi. Hayallerini doyursa cebi, cebini doyursa hayalleri ağlıyordu. Ruhu yaşadığı 1+1 eve sığmıyordu. Kendi gününün de geleceğinin inancıyla ayakta duruyordu. “Çalgı Çengi”deki o iki müzisyen gibi… İşte onun kendisini anlattığı ilk işi budur… Okuduğu bölüm mühendislikti ve bir mühendis nasıldır, iyi bilirdi. İşte size “Üsküdar’a Giderken” dizisi… Dizide mühendis olan karakterin yaşamındaki o komik haller çok beğenildi. İşte onun hayatından parçalar taşıyan bir işi daha… Çevresindekilerle birlikte para kazanabilmek için televizyona “Meslek Hikâyeleri” isimli bir program çekmek istedi, olmadı. Selçuk Aydemir de bu başarısızlık hikâyesiyle sektörde yaşadıklarını harmanladı ve ortaya “İşler Güçler” dizisi çıktı. Ardından “Kardeş Payı, Düğün Dernek” serisi, “Ailecek Şaşkınız” gibi yapımlar geldi. Git gide daha çok izlendi. İşler git gide profesyonelleşti. Bununla birlikte yapıtlarında kendi hayatı ve düşüncelerinden parçalar git gide azaldı. Doğaldır. Çünkü malzeme tükeniyordu. Ayrıca artık derdi istemediği bir bölümde okumak değildi. Üniversitedeki o hayallerine ulaşmak da onun derdi değildi.

 

Yani “Çalgı Çengi”yi bir daha aynı dertle yazamazdı ki… Öyle ki ilk filmi olan “Çalgı Çengi”nin ikincisinin çekildiğini duyunca filme koşan ilk takipçileri, karşısında ilk filmindeki ruhu bulamayınca hayal kırıklığına uğradı. “Çalgı Çengi” serisinin ilk filminde röportajda “Gişe kaygımız olsaydı, bu filmde arkadan aptalca ilerleyen bir aşk hikâyesi görecektiniz, afişte filmde oynayan ünlü simaların hepsini görecektiniz. Ama biz bunu yapmak istemedik.” demişti gişe kaygısı yokken… Ardından çektiği tüm dizi ve filmlerde ise arkadan ilerleyen aşk hikâyesini de ünlü oyuncuları afişte kullanmasını da gördük. Doğru da yaptı. Bunu yapmasaydı çok niş bir kitlenin dışına film ulaşmaz, yeni film yapmak için para bulamaz, sektörde yer edinemezdi…

 

Salonlarda kahkahalar git gide kalabalıklaşıyor, yeni filmlerini izleyerek onunla tanışan kitle de ona hayran oluyordu. Baktı ki sektör “Yönetmen Selçuk”u ele geçiriyor, o da daha özgürce hareket edebilmek için kitaplar kaleme almaya başladı. Yani o aslında değişmedi. Sektöre istediğini veriyor ama enerjisini ve derdini de başka şekilde atmaya devam ediyor. Sektörün kanunu bu… Mecburen en çok izleyiciyi yakalamaya çalışacaktı. “Ben filmi iguanalar için çektim.” diyen bir yönetmen zaten birkaç maruldan başka bir şey kazanamazdı. Mesleğim ve eğitimimden dolayı hayatı ile ilgili en kolay empati yapabildiğim yönetmen olan Selçuk Aydemir’i yeterince anlattım ve bolca övdüm. Bana bu övme için para da vermediğinden hatta beni tanımadığından yine ölü yatırım yaptık…

 

Her şey sanat için…

 

Emin Murat KILIÇ

Etiketler:
admin

admin

  • Editörün Seçimi
  • En Çok Okunanlar

Copyright © Tüm hakları saklıdır. Merjam.com – Copyright 2021 | Codlio
3D tasarım ajansı