Konstantiye’nin İslambol’a Dönüşmesi

admin Yazar: admin 25 Eylül 2020

Bu haberi arkadaşlarınla hemen paylaş!

“Çağ açma kapama meselesinin aslında tarihi değil; sembolik bir karşılığı olduğu açıktır. Hristiyan aleminde de İstanbul’un düşüşü bir kıyamet olarak algılanıyor, korkutucu bir durum.”

Konstantiye’nin İslambol’a Dönüşmesi

 

Hiç şüphe yok ki bu tarihi vaka, etkisini bugün dahi sürdüren pek çok gelişmeye sebep olmuştur. Daha önce başka devletler ve ordular tarafından defalarca muhasara edilen ancak ele geçirilemeyen İstanbul’u, henüz 21 yaşında olan II. Mehmed’in fethetmesi sadece nasip kavramı ya da tesadüfi sebeplerle izah edilebilecek bir şey değildir. Zira Sultan Mehmed adeta bu fetih için doğmuş ve sonrasında da bunun için ciddi manada hazırlık yapmıştır. Fatih’in karakteri ve düşünce yapısı tam da bu fetih ve sonrasındaki icraatlar için gayet uygundur. İlber Ortaylı’nın deyişiyle, “Türk aydınları, Türk devlet adamları içinde Batı’ya karşı hiç bir kompleksi olmayan, çünkü onu yutan, kültür olarak, kişilik olarak yutan hükümdar; Fatih Sultan Mehmed idi.”1

 

“Fatih, bir Rönesans senyörüdür. Rivayetler kendisinin çok lisan bildiği etrafındadır. Bu boş söz değildir. Mesela, Trapezuntus Giacomo Langushi diyor ki onun kadar Helen kaynaklarını okuyan yok. Burada abartma payı olabilir ama besbelli Rumca bilmektedir.”2

 

İlber Ortaylı’nın Fatih Sultan Mehmed ile ilgili görüşleri bunlarla sınırlı değil. Mesela ona göre “Fatih Sultan Mehmed komplekssiz bir Türk, bir Şark aydınıdır.” ve “Maalesef örnekleri bugün bile az görülür ya da hiç görülmez. Doğu dillerine ve dine çok hâkim olduğu gibi, Batı dillerine de Yunancaya ve Latinceye, bir ölçüde vakıf ve hürmeti vardır. İlyada’yı okutmak için kendine bir sekreter tutmuştur. Troya Savaşlarını bilmektedir. Büyük İskender’in tarihiyle çok ilgilenmektedir. Roma tarihiyle ilgilenmektedir ve âdeta kendisini Troyalılar’ın tarihteki yeni temsilcisi gibi görmektedir. Bu çok enteresan bir yaklaşımdır. Fatih bu tip edebiyatı çok seviyor ve okutuyor.”3

 

Ortaylı, Fatih’in yetişme şartlarından bahsederken; onun gerek İstanbul fatihi olmasının gerekse de bir cihan imparatoru vasfı taşımasının tesadüfi olmadığını altını çiziyor. “Sancak şehzadeliği sisteminde çok iyi yetişmiş, lalaları çok iyi; II. Murad’ın tek oğlu olmamasına rağmen tahtın tek adayı. Kendinden evvelkiler ve sonrakiler gibi çok büyük bir mareşal. Ateşli silahları çok iyi biliyor ve kullanıyor. Müşaveresi fevkalâde; fakat gemicilik ve bahri düzen daha zayıf. Soyundan gelenler arasında da okuyan, yazan çok. Fatih, bir zanaatkâr değil, daha çok meslekten bir entelektüel. Hiçbir şeyi unutmayan, hiç aman vermeyen, fevkalade sert bir hükümdardır. Coğrafyayı iyi bilen, zamanı iyi kollayan bir devlet adamı ve hakikaten 15. asrın dünya adamı.” 4

 

Nihayetinde Fatih devri ve sonrasındaki asırlar için artık “Osmanlı İmparatorluğu tarihteki üçüncü ve ‘Müslüman Roma’dır’ ve aynı zamanda kendine özgü bir yapısı da vardır.” denilebilir. 5 Fatih Sultan Mehmed dindar bir yapıya sahip olmasına rağmen dinî her oluşuma sempatiyle bakmazdı. Örneğin, “Fatih’in yanında bir yıldan fazla kalan ressam Bellini’ye göre Fatih, şeyhlere inanmazdı.”6

 

İlk olarak çocuk yaşta tahta çıkan ancak sonrasında tahtı tekrar babası II. Murad’a devreden genç sultan, ikinci saltanat dönemine hızlı bir giriş yapıyor. Ve tahtını sağlamlaştıran, iç dirliği sağlayan Padişah, en büyük hedefine, Bizans’a odaklanır. Artık ya o şehri alacaktır ya şehir onu…

 

Prof. Dr. Feridun Emecen, fetih süreciyle ilgili şunları söylüyor: “Uzun zamandan beri etrafındaki topraklarını kaybetmiş ve neredeyse İstanbul’la sınırlı kalmış olan bir Bizans var. II. Murad döneminde Mora Yarımadası ve Ege Adalarında bazı Bizans despotları vardı. Trabzon’da Komnenos Hanedanı, Latin istilasından beri Doğu Karadeniz’e hâkimdi. Bildiğiniz üzere İstanbul daha önce de işgal edilmişti. 1204’te Latinler şehre girip burayı yarım asır kadar idare etmişlerdir. Yani Sultan Mehmed, İstanbul’u Bizans’tan alan ilk hükümdar değildir.

 

Batılılar fethi pek öyle bizim gördüğümüz gibi görmüyorlar. Zaten modern tarihçilikte çağlar konusu diye bir şey kalmadı artık ve bu sadece tarihî ve naif bir tasnif ve söylem halinde sürüyor. Ama İstanbul’un fethinin Osmanlı ve Avrupa tarihinde çok mühim bir yeri olduğu açık. Kimse de bunu inkâr edemiyor. Konstantinopolis, Konstantin tarafından kurulan bir şehir. Konstantin, Hristiyanlığı ilk kabul eden imparatordur ve şehri de bu unvanla inşa ediyor. Bu nedenle şehir, Hristiyanlık için ayrı bir ehemmiyete sahip. Bunu bilmek lazım. Yoksa bugünkü durumu da anlayamayız. Şimdi o İstanbul, Hristiyan olmayan bambaşka bir din mensupları tarafından yönetilen bir şehirdir. Fetihten sonra Avrupa’da epeyce ağıt yakılıyor. İstanbul’un dinî önemi onlar için büyük. Bu ağıtlar Türkçeye de çevrildi, kitaplaştırıldı. Bunlara bakıldığında, bu derin travmanın mahiyeti hemen anlaşılır. Bu düzlemde düşünüldüğünde, çağ açma kapama meselesinin aslında tarihî değil; sembolik bir karşılığı olduğu açıktır. Hristiyan âleminde de İstanbul’un düşüşü bir kıyamet olarak algılanıyor, korkutucu bir durum. Çağ açma, kapama olmasının o kadar önemi yok. İslâm dünyası içinde farklı bir yeri var.

 

“Fatih, İstanbul’un alınmasında denizin önemini biliyor. Haliç tarafındaki surlar zaten nispeten zayıftı. Bu nedenle; topları ve gemileri Haliç’e sokabilmek çok önemliydi. O yüzden Haliç girişinin zincirle kapatıldığının ve Bizans donanmasının bu geçişe mani olacağının farkında. Fatih’in bu planı çok önceden yaptığı aşikâr. Bunu düşündüren sebep şudur; Rumeli Hisarı’nın yapımı sırasında Sırp bir lağımcı grubu var ve oradan birinin hâtıratı var. Henüz 1452’de, daha Hisar yapılırken koyların bazılarında 30 kadar geminin inşa edildiğini söylüyor. Ben bu hazırlığın önceden yapıldığını ve bu gemilerin yavaş yavaş inşa edilip çekildiğini düşünüyorum. Yani öyle bir anda olmuş, o anda karar verilmiş bir harekât değil. Ayrıca bir kısım gemiler de zaten Çifte Sütunlar denilen Dolmabahçe koyunda duruyor. Gemiler sonra karadan yavaş yavaş çekilip hazırlanıyor. Çok açık kaynaklar var zaten bununla ilgili. Benim itiraz ettiğim ayrıntı şudur; bu işlem bir gecede olmamıştır. 70 kadar gemi bir gecede yürütülemez.”7

 

Emecen’e göre, “Kuşatmalarda, daha önce de toplar kullanıldı ama çok etkisi olmazdı. Burada Fatih’i farklı kılan şey; topların yeniden farklı bir sistemle surları yıkabilecek düzende kullanılması yani Tabya düzenidir.”8 Emecen, fetihten sonra “İstanbul’un korunması için vezirlere, ulemaya belli mahalleler verildiğini ve buraları ihya etmelerinin istendiğini” aktardıktan sonra ilave ediyor: “Nüfus artışı için Anadolu’dan getirilen Türkmenler vardır.”9 Fethin sembollerinden birisi olan Ulubatlı Hasan anlatısına da değinen Emecen, bu konuda “Surlara ilk bayrağı kim dikti bilemeyiz. Lakin kumandan olarak o isim; Karıştıran Süleyman Bey olsa gerek. Belki adamları arasında bir Ulubatlı Hasan vardı belki Balaban vardı… Belki de başka biri vardı…” demektedir. 10 

 

Prof. Dr. Erhan Afyoncu ise fethi küçümsemek için uydurulan bir söylenceden bahsediyor. “Hammer’den Stefan Zweig’e kadar birçok batılı tarihçi ve edebiyatçı, İstanbul’un fethinin son safhasını şu şekilde anlatırlar; Surların arasında dolaşan bir kaç Türk askeri, Edirnekapı ile Eğrikapı arasında bulunan “Kerkoporta” denilen yayalara ayrılmış; küçük kapılardan birisinin aklın alamayacağı bir unutkanlık yüzünden açık kaldığını görürler. Diğer askerlere de haber verilir ve Türkler bu kapıdan girerek İstanbul’u fethederler. Herkesin unuttuğu bir kapı olan Kerkoporta, küçücük bir rastlantı, dünya tarihinin gidişini değiştirmiştir. 

 

Bu bilgi sadece Dukas Tarihi’nde vardır ve dönemin diğer kaynakları ile uyuşmaz.

 

Dönemin Türk kaynakları ile Barbaro ve Dolfin incelendiğinde; fethin son aşamasının hiç de bu şekilde olmadığı anlaşılmaktadır. Açık kapı söylentilerinin gerçekle alakası yoktur. Fethin şokunu atlatmak ve şehrin Türkler’in eline geçmesini küçümsemek için çıkarılmıştır. Bu rivayet batıda çok yaygındır. Ancak yerli ve yabancı tarihlerin çoğuna göre Türk askerleri bugünkü Topkapı’ya yakın bir yerden savaşarak şehre girmişlerdir. Nitekim; bu bölgenin ismi de surların gördüğü tahribat sebebiyle, fetihten sonra Top Yıkığu Mahallesi olarak anılmıştır.”11

 

Prof. Dr. İlber Ortaylı, fethin bizde olduğu kadar hatta daha fazlasıyla Avrupalıların zihninde de yer aldığını ifade ediyor. “Fetih, belki bizim tarihimizden daha önemli. 1453 tarihi sıradan bir Avrupalının bile bildiği bir tarihtir. Bizler ise İstanbul’un fethini okulda öğreniyoruz, fakat bunu takip eden bir tarih merakı yok. Arif Nihat Asya’nın şiiri olmasa, çocuklarımız belki Fatih’in İstanbul’u 21 yaşında aldığını bile bilmeyecek.”12

 

Fatih Sultan Mehmet kimdir, İstanbul'u kaç yaşında fethetti? Fatih Sultan  Mehmet Osmanlı İmparatorluğu'nun kaçıncı padişahı? - Son Dakika Flaş  Haberler

 

Gelgelelim, “Fatih, 21 yaşında İstanbul’u Rönesans tekniğinde savaşan bir ordu ile aldı. Tarihçilerin hepsinin birleştiği bir nokta var: 21 yaşındaki hükümdar, İstanbul fatihi büyük bir mareşaldir. Fatih Sultan Mehmed, kendisini Roma’nın tüm eski topraklarının efendisi ve Rum tahtının sahibi olarak görüyordu. Büyük İskender’in, Augustus’un, Konstantin’in hayatlarını okur, onları her bakımdan geçmeye çalışırdı. En büyük emeli, imparatorluğun sınırlarını genişletmekti. Onun ideali, Roma İmparatorluğu’nu Osmanlılarla canlandırmaktı.”13

 

Netice itibarıyla, “Fatih derecesinde âlim, sanatkâr, politikacı ve asker bir devlet adamı belki bugün dünya tarihinde görülmemiştir. Onun büyük şahsiyeti, Avrupa ülkelerinde de geniş yankılar uyandırmış; hakkında pek çok kitap ve çeşitli yazılar yazılmıştır. Her şey bir tarafa; dünyanın incisi olan İstanbul’u Türk milletine hediye etmesi, bu milletin ebediyen ona minnettar olması için yeter. Bizim devletimizi bir cihan imparatorluğu hâline getiren ve yüzlerce yıl Türk’ü bütün dünyada sözü geçer bir kuvvet yapan odur.”14

 

Fatih Sultan Mehmed, çağını aşan bir liderdi. Gerek yaptıkları gerekse düşünce dünyası ile bunu çok net bir şekilde hissedebileceğimiz bir lider üstelik. Bu anlamda İstanbul’un fethi, herhangi bir kalenin ele geçirilmesinden çok daha öte şeyler ifade etmektedir.

 

1 İlber Ortaylı, Türklerin Altın Çağı, İstanbul, Kronik Kitap, 2017 s. 165

2 İlber Ortaylı, Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek, İstanbul, Timaş Yayınları, 2006 s. 73

3 İlber Ortaylı, Türklerin Altın Çağı, İstanbul, Kronik Kitap, 2017 s. 193

4 İlber Ortaylı, Osmanlı Mirası, İstanbul, Timaş Yayınları, 2010 s. 156

5 İlber Ortaylı, Türklerin Altın Çağı, İstanbul, Kronik Kitap, 2017 s. 189

6 Halil İnalcık, Osmanlı Tarihinde Efsaneler ve Gerçekler, İstanbul, Kronik Kitap, 2017 s. 122

7 Feridun Emecen, Türklerin Serüveni, İstanbul, Kronik Kitap, 2017 s. 118

8 Feridun Emecen, a.g.e., s. 127 9 Feridun Emecen, a.g.e., s. 128

10 Feridun Emecen, a.g.e., s. 129

11 Erhan Afyoncu, Osmanlı’nın Hayaleti, İstanbul, Yeditepe Yayınları, 2011, s. 112

12 İlber Ortaylı, Türklerin Altın Çağı, İstanbul, Kronik Kitap, 2017 s. 181

13 İlber Ortaylı, Türklerin Tarihi 2, İstanbul, Timaş Yayınları, 2015 s. 232

14 Erol Güngör, Tarihte Türkler, İstanbul, Ötüken Neşriyat, 2011, s. 249

 

Cansu Canan ÖZGEN

Etiketler:
admin

admin

  • Editörün Seçimi
  • En Çok Okunanlar

Copyright © Tüm hakları saklıdır. Merjam.com – Copyright 2021 | Codlio
3D tasarım ajansı