Hatice Kübra Tongar: “Çocuğumuz bize verilmiş en güzel emanet”

Merjam Yazar: Merjam 23 Temmuz 2020

Bu haberi arkadaşlarınla hemen paylaş!

“Her yazar öncelikle kendine yazar, kendi ihtiyaçlarına cevap olan cümleleri arar.”

Hatice Kübra Tongar: “Çocuğumuz bize verilmiş en güzel emanet”

 

Sevilen yazar Hatice Kübra Tongar ile yazarlık, annelik ve “Bağırmayan Anneler” projesi üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Hatice Kübra Tongar, “Temelde çocuğumuza vereceğimiz her eğitimde uyandıracağımız duygu korku değil, sevgi olmalı.” diyor.

 

 

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

 

Bu zor bir soru, anlatacak o kadar çok şey var ki… Kısaca şöyle diyeyim; mesleği yazar, alanı “Çocuk gelişimi, aile danışmanlığı, psikoloji” olan, üç evlat annesi, Türkiye’nin dört bir yanında eğitim seminerleri verip ailelerle buluşan, annelere “Gelin biz bu işi bağırmadan yapalım, duygusal şiddete karşı duralım” diyen ve bugüne kadar yayınlanmış 18 kitabı bulunan biriyim.

 

 

Yazmaya nasıl başladınız?

 

Yazmak hep hayatımda vardı. İlkokul kompozisyonları, okul birincilikleri, şiirler diye devam eden hayatımın doğal bir parçasıydı yazı yazmak… Öyle ki; düğün davetiye metnimi bile kendim yazmıştım Evlenmeden önce bir yapım şirketinde çocuklar için hazırlanan interaktif CD’lerin metin yazarlığını yaptım. Evlendikten sonra bir dergide yazmaya başladım. Dergideki yazılarımı bir internet sitesi ile sanal mecraya taşıdık. Sonra anne oldum ve peşi sıra kitaplar geldi.

 

 

NEYE İHTİYAÇ DUYUYORSAM O KONUNUN ÜSTÜNE GİTTİM

 

Yazarlıkta çocuk gelişimine yönelmenizdeki ana sebep neydi?

 

Anne olmak! Sevdiğim bir söz var; “Her yazar öncelikle kendine yazar, kendi ihtiyaçlarına cevap olan cümleleri arar.” diye… Benim için de öyle oldu. Çocuğumu nasıl besleyeyim diye dertlendim, “Minik Bebeğime Afiyetle” kitabı çıktı. Çocuğum büyürken edindiğim bilgi ve deneyimlerle 0-1 yaş ve 1-5 yaş çocuk gelişim serisi oluştu. Ebeveynlikte yolum Kur’an’a düştü, “Fıtrat Pedagojisi” vücuda geldi. Her kitabımın böyle bir perde arkası öyküsü var. Neye ihtiyaç duyuyorsam o konunun üstüne gittim, okudum, araştırdım, deneyimledim. Sonrasında da annelerle paylaşmak nasip oldu…

 

 

“Bağırmayan Anneler” projesinin başlangıcı ve gelişimi nasıl oldu?

 

Bir atölye programı olarak başladı. Atölyenin adı şuydu; “Bağırmayan, kızmayan, dövmeyen anneler” Sonra afiş hazırlanırken bu isim çok uzun geldi, “Bağırmayan Anneler” olsun dedik. Atölyede bir ay annelerle öfkeyi, iç görüyü çalıştık. Bir gün eşim dedi ki: “Herkes atölyeye gelemez. Bence sen bu bilgileri tüm annelere borçlusun. Bir sosyal medya hesabı açıp, oradan da paylaşmalısın.” Hesabı açtığımız günün ilk haftasında sayfada 10 bin anne oldu. Şu an sadece instagram hesabımızı haftalık 20 milyonun üzerinde anne takip ediyor. Hep birlikte bağırmayan annelik duamızı her yeni gün yineliyoruz.

 

 

İLETİŞİM EVLADINIZLA KUVVETLİ BİR BAĞ KURMANIZI SAĞLIYOR

 

 

Bağırmayan annelerin kullandığı yöntemler nelerdir?

 

İletişim… Hepsi bu. Çocuklarımızın da -aynı bizler gibi- birer insan olduğu bilinciyle ilişkimizi alt-üst eziciliğine mahkûm etmeden, onun duygularına odaklanarak, anlatmak istediklerini dinleyerek, değer vererek yol almaya çalışmak. Gerçekten hepsi bu… Bunu yaptığınızda sanki sihirli bir değnek değmiş gibi evladınızla ilişkinizde kuvvetli bir bağ ve uyum meydana geliyor.

 

 

Sizce okuyucu ve takipçilerin üzerindeki etkinizin en güçlü sebebi nedir?

 

Samimiyet diye düşünüyorum. Çünkü sayfada sırf yazmış olmak için ya da beğeni almak için hiçbir şey paylaşmıyorum. Yaşamadığım, deneyimlemediğim, doğruluğuna inanmadığım hiçbir cümle sarf etmiyorum. Beni üzen bir şey varsa yazarken gerçekten ağlıyorum, mutluysam gülümseyerek yazıyorum. Sanırım bu enerji de okuruma geçiyor. Onlar da “Biz de okurken ağladık” ya da “Sizinle birlikte güldük” diye geri bildirimlerde bulunuyorlar.

 

 

“Fıtrat Pedagojisi” kitabınızda “Âdetlerle değil, ayetlerle annelik yapalım.” diyerek neyi kastediyorsunuz?

 

“Fıtrat Pedagojisi” kitabı aileleri “Farkındalığa” çağırma niyetimdi aslında. Çünkü kültürel duruşlarımızı, anadan atadan gördüğümüz kültürel mirasları gözden geçirmeden kendi hayatımıza almamalıyız diye düşünüyorum. Her şeyi yaşadığımız zamana göre değerlendirmeli, gözden geçirmeli, doğruysa uygulamalıyız. Örneğin; “Büyüklerin yanında çocuk sevmek ayıptır.”, “Çocuğunu kucağına alma alışır.”, “Çok sevme şımarır.” gibi öğretiler ne derece doğru diye bir sormalıyız kendimize? Bunun için de -yani doğruyu bulabilmek için de- Kur’an’a başvurmamız şart. Çünkü çocuk için en doğru şeyi, çocuğu yaratandan daha iyi kimse tarif edemez.

 

 

GÖREVİMİZ VAR OLANI MUHAFAZA ETMEK

 

 

Çocuklar, anne-babaların yoğurması gereken birer hamur mudur?

 

Bence çocuklar “Şekilsiz birer hamur” olarak değil; gayet şekilli, biçimli, Yaradan tarafından yoğrulmuş bir hâlde geliyorlar dünyaya. Bizim görevimiz yoktan var etmek değil; var olanı muhafaza etmek…

 

 

Çocuklar iyi ve kötüyü doğuştan mı getirir, yoksa çevreden mi öğrenir?

 

Bu gelişim psikolojisinin temel sorularından biridir aslına bakarsanız. Ve her ikisi de doğrudur. Hepimiz iyiye ve kötüye yönelebilecek bir potansiyelle dünyaya geliyoruz. Fakat özümüz, hamurumuz, çekirdeğimiz iyiyi yapmaya yatkındır… Bunu Allah “Biz insanı ahsen-i takvim üzere yarattık.” diyerek ifade ediyor. Çevresel etkiler de sosyal öğrenme dönemimizde toplumda var olma biçimimize, algılarımıza şekil vermede etkili oluyor. Yani her ikisi de gelişim için olmazsa olmaz etkide.

 

 

Sağlıklı çocuklar yetiştirme ve çocuk beslenmesi ile ilgili neler söyleyebilirsiniz?

 

İki cümle söyleyeyim: Birincisi, tombul çocuk, sağlıklı çocuk demek değildir. İkincisi, çocuğumuzun karnını doyurmaya gösterdiğimiz özenin yarısını kalbini doyurmak için harcarsak çocuğumuzla ilişkimiz şahane olacaktır.

 

KORKUYLA DEĞİL SEVGİYLE ÖĞRETMEK

 

 

Çocuklarımıza din eğitimi verirken nelere dikkat etmeliyiz?

 

Bu çok uzun bir konu takdir edersiniz ki üzerine 200 sayfalık kitap yazdım. Temelde çocuğumuza vereceğimiz her eğitimde -buna din eğitimi de dahil- altında uyandıracağımız duygu korku değil, sevgi olmalı. Buna dikkat etmeliyiz. “Allah seni yakar!” gibi cümlelerden kaçınıp, “Böyle yaparsan daha doğru olur.”, “Allah seni her halinle çok sever.” noktasına gelmeliyiz.

 

 

Sosyal medyada hesap açıp annelik üzerine paylaşım yapan kişiler hakkında neler düşünüyorsunuz?

 

İyi ki varlar, diyorum. Çünkü kitap okuma oranlarının malum olduğu bir coğrafyada, annelere bilinç kazandırmak için sanal mecrayı bir araç olarak kullanmak, bence bu aracı hayra kullanmaktır. Bana “Kitap okumayı hiç sevmezdim, sizin yazılarınızı okuya okuya kitaplara yöneldim.” diyen annelerin sayısı oldukça fazla. Bence bu çok güzel ve doğru bir hizmet sahası.

 

 

Sağlıklı bir anne çocuk iletişimi için 5 altın öneriniz nedir?

 

Çocuğumuzu dinleyelim, çocuğumuzu anlamaya gayret edelim,

Çocuğumuza vakit ayıralım,

Çocuğumuzu hayatımıza dâhil edelim,

Çocuğumuzun bize verilmiş en güzel emanet, en tatlı nimet, en büyük şükür olduğunu unutmayalım.

 

 

OKUDUKÇA ÖĞRENECEK DAHA ÇOK ŞEY OLDUĞUNU FARK ETTİM

 

 

Yazarlık kimliğinizin yanında iyi bir okur musunuz? Bir başucu kitabınız var mı?

 

İyi bir okurum diyebilirim. Alanımla ilgili her çıkan kitabı takip etmeye çalışıyorum. Bunun yanında ikinci yüksek lisansımı yapıyorum şu sıralar. Makale okumalarım oldukça yoğun. Okudukça ne kadar az okuduğumu, öğrenecek ne çok şey olduğunu fark ediyorum. Ve daha çok okumaya hevesleniyorum.

 

 

Okurlarımıza okumaları için tavsiye edebileceğiniz kitaplar var mı?

 

Önce Kur’an derim elbette, çünkü Rabbimizin cümleleri okunmayı ve anlaşılmayı en çok hak edenlerdir. Bunun dışında şu günlerde başucumda Alfie Kohn’nun “Seninle Başlamadı” ve José Saramago’nun “Körlük” kitapları var. Keyifle okuyorum, okurlarınıza da tavsiye ederim.

 

Etiketler:
Merjam

Merjam

  • Editörün Seçimi
  • En Çok Okunanlar

Copyright © Tüm hakları saklıdır. Merjam.com – Copyright 2021 | Codlio
3D tasarım ajansı