Hangi erkek moda?

Merjam Yazar: Merjam 7 Eylül 2020

Bu haberi arkadaşlarınla hemen paylaş!

Eşcinsellik moda olamaz. Olsa olsa efemine erkek olmak ya da eşcinselmiş gibi görünmek moda olabilir. Asıl sorun, bu yeni cinsel kimlikler de bir süre sonra beklenti, tekrarlama ve ritüelleşme yoluyla toplumda yerleştiğinde, kabul görüp olumlandığında, yeni hedef olarak önümüze neyi koyacağız, hangi noktaya varacağız?

Hangi erkek moda?

 

Erkekleri efemineleştiren bir toplum baskısı mı var? Var, çünkü kadınların güzellik konusundaki rekabetine benzer bir şekilde erkekler arasında da belli mal ve hizmetleri tüketmeye zorlayan bir yarış başlatıldı. Kadınlar tarafından rağbet görmek isteyen erkeklerin başlattığı bu yarışa diğer erkekler de ister istemez girdiler. Çünkü bu yarışa girmeyen erkekler, makyaj yapmayan kadınların diğerleri tarafından “Hasta mısın? Soluk görünüyorsun.” sorusuna maruz kalmalarına benzer bir durum yaşıyorlar. Kadınların “Presentable” görünmek için mecburen makyaj malzemesi satın almasına benzer bir sosyal ve iktisadi süreç başladı.

 

 

‘Karı Gibi Olma’ Riski

 

Erkekler bu süreç içinde aynı kadınlar gibi saç ve yüz bakımsızlığı ve kıyafetlerinden dolayı tercih edilmemekten, demode kalmaktan, dışlanmaktan ve aşağılanmaktan korkar oldular. Türk filmleri ile aşılanan bir aşağılık duygusu hepimize sirayet etmiş. Köylü mü diyecekler, “Kezban” mı diyecekler korkusu satın alma davranışlarını da etkiliyor. Kışın kotunun içine içlik giymeyip donan adamlar, “Termal” diye havalı bir isim verilince tayt giymeye başladılar. Kemal Sunal, “Şaban” olarak içlik giydi, kimse artık çocuğuna “Şaban” adını koymuyor ve içlik giymiyor; giyse bile şehre yeni gelmiş taşralı muamelesi görme korkusundan bunu saklamak zorunda hissediyor. Ama “Termal” deyince havalı olunuyor ve ilaveten donmaktan kurtuluyorsun. Toplum baskısı öyle bir şey ki, işin “Havalı” olma kısmı, ihtiyacı bile aşan bir önemde.

 

Erkeklerin kıyafetlerinde son dönemde bir değişim yaşanıyor. Pantolonların özellikle paçaları daraldı ve kısaldı, babet çorabı giyen erkekler gündemde.

 

Babet çorap ile camide yürüyen erkek, diğer erkeklerin dikkatini çekti. Adama dönüp baktılar. Adam erkekti ama kadınsı bir şey giymişti. Bu duruma zamanla alışıldı. Hâlbuki bu değişim epeydir sürüyor. Bir zamanlar kadınsı bulunan pembe gömlek, artık günümüzde hiç de kadınsı bulunmuyor ve erkek giyiminin normal bir parçası hâline geldi. Bunun gibi kadınsı bulunan birçok şey pazara sunuluyor, yavaşça kabul görüyor, zamanla normalleşiyor ve merkeze yerleşiyor. Daha birkaç yıl öncesine kadar parmak arası terlik giyen erkek şoku yaşanıyordu. “Slim fit” gömlekler de bunun bir başka örneği. Ama bu konuda biraz “İleri” gitmek hâlinde “Karı gibi olma” riski de söz konusu. Birçok erkek için sorun da burada başlıyor. Kadınlardan rağbet görmek ve kadınların ilgisini çekmek için yola çıkan erkek, kendisine pazarın sunduğu her şeyi sorgulamadan benimseyince, birdenbire kendisini “Karı gibi” buluyor. Elbette burada söz konusu olan erkekler; ne yaptığını bilmeyen, çevrenin dayattığını yapan erkekler, yoksa kendini kadın gibi hissedenler değil…

 

Peki bu pazara kimler, neler sunuyor? Kadın dergisinin geçtiğimiz sayısında, bu pazarın marketlerdeki, erkek yüz ve vücuduna yönelik “Bakım ürünleri”nin çeşitliliğini ve rafların sayısını arttırdığından bahsetmiş, erkek bakım salonlarında sunulan kaş yapma, yüz ağdasına kadar varan hizmetlerin, özellikle tüy alma ile ilgili artan yöntemlerin pazarlanmasının gün geçtikçe arttığına dikkat çekmiş, erkek bedenine yönelik müdahalenin saç ektirmekten, burun ameliyatlarına, yağ aldırmaya çeşitlerinin ve ulaşılabilirliğinin artmasına değinmiştim. Erkeklere bu müdahaleleri öneren reklamlar her yerde mesajını defalarca vere dursun, öte yandan erkek vücudu kıyafetler tarafından da etkilenmeye, farklı bir duruşa, posture’a sahip olmaya başladı.

 

 

Kıyafetin Dönüştürücülüğü

 

Kıyafetin, beden üzerinde bir dönüştürücü gücü olduğu kuşkusuz. Kıyafet vücudumuzu ve duruşumuzu etkiliyor. Giysiler, insanların vücutlarına, hareketlerine sirayet ediyor ve bir süre sonra üzerindeki kıyafete göre hareket etmeye başlıyorsun. Yani etkinin istikameti ters yöne çevrilmiş durumda. Beden kıyafete etki edeceğine, kıyafet bedeni yönetiyor; davranışları, bedenin hareketlerini kıyafet belirlemeye başlıyor. Bunu, yani kıyafetin bedeni belirleyici bu gücünü fark eden insanlar, fikirlerini moda üzerinden yürütmeye başladılar.

 

Gay modacıların unisex bir beden yaratma konusunda etkin olduğu epeydir söyleniyor, yeni bir şey değil. “Sıfır beden” tartışmaları da bunun bir parçasıydı. Ancak modernleşme arzusu sebebiyle varılan feminenleşme olgusuna yeterince değinmiyoruz. Gay modacıların pazara arz ettiği mal ve hizmetlerden ziyade çağdaşlaşma arzusu sebebiyle bir feminenleşmeden söz etmek çok gerekli.

 

Sadece ülkemizde değil tüm dünyada görüntüye vurgu yapan ve sürekli “Daha modern olman lazım” mesajları veren bir toplumsal ve ekonomik yapı var. Hem kadınları hem de erkekleri modernleşme adına kendine tâbi edecek mesajlar veriyor. Erkekleri feminen davranmaya, kadınsı şeyleri almaya, kadınlara mahsus hizmetleri tüketmeye iten, zorlayan bu sistem, aynı zamanda da bu feminenlikten şikâyetçi oluyor. Dolayısıyla sorular birden artıyor: Erkekler feminen olmayı acaba kendileri mi seçiyor, yoksa toplumsal yapının baskısı mı onları bu noktaya getirdi? “İstenmeyen tüylerin” istenmediğine kim karar verdi? Kaşların ortadan bitişik oluşu neden kötü? O tüyleri yok etmediğiniz takdirde “Çağdışı” kaldığınız neden ima ediliyor? Niçin, laser ile veya başka yöntemlerle bu tüyler alınmadığı takdirde insan içine çıkmanın “Doğru” olmadığı mesajı veriliyor?

 

 

Hangi Erkeklik Çağdaş, Hangisi Çağdışı?

 

Bütün bu mesajlarla, “İstenmeyen tüylerini” almayan erkekler bir nevi “Geri” ilan edilmeye başlanıyor, zaten “Öküz”, “Hayvan” iken bir de üstüne istenmeyen tüyleri var oluyorlar. Dolayısıyla tüylerini aldıranlar, bu ikili karşıtlık içinde, kategorizasyonun öbür tarafında kalıyor; yani modern, çağdaş, ileri ve ilerici olmuş oluyor. Kadınlar arasında bu ilerici hâlleri ile ilgi toplamaya ve sükse yapmaya başlıyorlar. Bu uygulamaları satın almayanlar ise, ya fakir olduğu için, ya yaşlı olduğu için ya da geri kafalı oldukları için satın almadığı imaları ile karşılaşıyorlar. Erkeklerin bakım ürün ve hizmetlerine yönelik satın alma davranışlarını işte bu faktörler göz ardı edilerek değerlendirebilmek imkânsız. Erkek, artık erkeğe özgü birçok şeyden “Kurtulmaya” mecbur hissettiği bu faktörlerle çevrili durumda. Artık kadın gibi, çoğunluğun ya da çoğunluk oluşturmak için yapılan reklamların ürettiği kitlelerin, ona dayattığı gibi yaşıyor. Ancak sorun şu ki; çoğunluğa uyacağım diye yola çıkıp, ancak bu uygulamaları yaptırmada biraz ileri giden erkekler, diğer erkekler arasından bir adım öne çıkmak, kadınlara güzel gözükmek için bu işe girişmişken, gene bu uygulamalar nedeniyle kadınlardan uzak düşmeye başlıyor. Çünkü bu sefer kadınsı olmakla nitelendiriliyorlar. Uygulamalar pazarlanırken kadınlar tarafından rağbet göreceksiniz diye pazarlanıyor, ancak erkek için sonuç kadınsı olmakla nihayetleniyor.

 

Görülen o ki kadına mahsus şeyler merkeze çekildi ve normu kadınlık belirlemeye başladı. Erkekliğe ait şeyler artık modern bulunmuyor. Erkek olmak çağdışı olmakla bir tutuluyor sanki? Erkek ise, çağdaş olabilmek için çaba gösteriyor. Modernlik adına ona ne sunulduysa takip etmeye çalışıyor. Bırak şiddete karşı olmak vesaire “Politically correct” olmak isteyen bir erkek, sadece kadınların değil eşcinsellerin de gönlünü alacak şeyler yapmak zorunda, bilhassa da dil yarası bırakmamak zorunda. Çünkü dilin bir sistem olarak biyolojik cinsiyetten yola çıkarak toplumsal cinsiyeti belirlemesi (ve tersi istikamette belirleyiciliği) sorgulanıyor artık. Erkeğin satın alma davranışları da kadınlarla aynı baskı altına girdi. Ataerkil erkekliğin baskısı altında bir türlü özgürleşemeyen ve özne olmayan kadın gibi erkekler de özne olamadıkları bir sürece sokuldular. Kadınların istediği öne sürülen normlarla erkeklerin etrafındaki bütün çevresel faktörler kontrol altına alınıyor artık. Ancak ortaya çıkan şey gene kadınlar tarafından beğenilmiyor.

 

 

Eşcinselmiş Gibi Görünmek Moda

 

Şehirlerde “Piyasa” yapılan caddelerde, AVM’lerde, eşcinsel genç erkeklerin hava atması artık normal karşılanıyor. “Eşcinsellerin görünürlükleri arttı, artık ötekileştirilme korkusu olmaksızın yaşıyorlar. Bu da toplumda eşcinsel sayısı artıyor mu korkusuna yol açıyor”, işte bu açıklama yeterince açıklayıcı değil.

 

Eşcinsellerin eskiye göre daha görünür oldukları muhakkak ama bu eşcinsellerin görünürlüğü arttığı için mi moda oldu, moda olduğu için mi eşcinsel görünümlü kişilerin sayısı arttı, bu cevabı bilinmez bir soruya yol açıyor. Çünkü en başta buna eşcinsellerin itiraz etmesi gereken bir şey oluyor, eşcinsel olmak daha doğrusu eşcinselmiş gibi görünmek popüler olmak için araçsallaştırılıyor. Eşcinsel gibi görünerek PR yapanlar var. Cinsel kimliği muğlak bir duruş, artık hiç yabancı değil.

 

Eşcinsel olmanın rant getirmesiyle açıklanabilecek bir durum mevcut. Eşcinsel olana belli sektörlerde pozitif ayrımcılık uygulanıyor, dolayısıyla o sektörlerde bulunan eşcinseller iyi para kazanıyor ve medyada bu eşcinseller ön plana çıkarılıyor. Medya eşcinselleri, “Paralı eşcinsel” olarak sunuyor. Medyada görünen eşcinseller arasında hiç fakir eşcinsel yok. Medyadaki eşcinsel temsillerinin zengin oluşu ile eşcinsel denince artık zengin ve havalı birisi akla geliyor. Hermes çantalar takan Kerimcan Durmaz gibi “Ünlüler”. Genç bir insana istersen sen de eşcinsel olup zengin bir youtuber olabilirsin diye bir umut vaat ediliyor. Bu mesaj, aslında, eğer eşcinsel olursan paran da olur mesajı. Genç bir insan, eşcinselliği paralı olmanın bir yolu olarak görebiliyor. Öte yandan, aynı zamanda eşcinsel kimliği ile kabul görmek ancak üst sınıflarda mümkün, alt ve “Aşağı” sınıflarda ise bu mümkün değil mesajı da veriliyor.

 

 

Cinsiyet mi Hegemonya mı?

 

Medyada bu mesajlar verilirken gerçek hayatta ise bir taraftan eşcinsel olmanın doğal olduğundan söz edip öte taraftan kendini üstün insan olarak sunmaya çalışmak ve bazen bunu saldırganca yapmak, gerçek meselenin cinsiyet mi, yoksa ego, üstünlük arayışı -hegemonya mı olduğunu düşündürtüyor. Farklı olduğu için kendini üstün sayması, buna bir taraftar kitlesi bulabilmesi ve bu kitlenin önemli bir kısmının da kadınlardan oluşması. Yani kadınlar, gay erkeklerle arkadaş olmayı bir hava atma aracı olarak kullanabiliyor.

 

Havalı olmak için eşcinselmiş gibi perform etmek de işte bu yüzden moda olabilir ve oluyor. Her şeyin bir sahtesi olduğu gibi bu işteki rantı görenler, ilgi toplamak için eşcinsel numarası yapabilir ve yapıyor. Çünkü cinsiyet aslında Judith Butler’ın dediği gibi perform edilen bir şey… Butler’a göre, biyolojik cinsiyet (sex), toplumsal cinsiyeti belirleyeceğine, toplumsal cinsiyet (gender) cinsiyeti belirler durumdadır. İnsanlar bir öz beklentisi içindedir, hâlbuki içsel bir cinsiyet özü yoktur. İçten gelen, içimizdeki bir özellik olarak tarif ettiğimiz şey, aslında etrafımızdaki toplumun beklentileri ile ve belli bazı performatif eylemler üzerinden üretilmektedir. Butler, toplumsal cinsiyetin iki ile sınırlı kalmasına karşıdır. Bu durum, var olan çoğulluğu görmemize engel olmaktadır. Toplumsal cinsiyet rollerinin toplumsal inşa olduğu konusunda feministler ile mutabıktır. Ancak, onlardan ayrıştığı nokta, biyolojik cinsiyetin de bir toplumsal inşa olduğunu söylemesidir. Biyolojik olarak cinsiyetin ikili ayrımının toplumsal cinsiyeti de belirleyici olduğunu söyler. Yani etkinin istikameti zannettiğimiz gibi cinsiyetten toplumsal cinsiyete değil, toplumsal cinsiyetten biyolojik cinsiyete doğrudur. Erkek ve kadın kategorisine girmeyen bedenlerin görmezden gelindiğini ifade eder. Butler, toplumsal cinsiyet kavramını “Gender performativity” kavramı ile açıklar. Toplumsal cinsiyet performatifliği, yani beklenti, tekrarlama ve bunun ritüelleşmesi demektir. Bunun ardında bir fail, bir özne yoktur. Toplumsal cinsiyet bir amaç değil bir sonuçtur, toplumun bir ürünüdür, heteroseksüel düalizm sebebiyledir. Bu düalizm toplumda bir hegemonya yaratır, bu hegemonite normlar ve performatiflik ile çalışır, sığ cinsel kimlik kategorileri yaratır ve Butler işte buna karşıdır. Kendilerini bu heteroseksist kurgu dışında yani kadın ve erkek kategorilerinin dışında tanımlamak isteyen kişileri dışlayan kavramlar ile çalışan feministlerin de bu kurguya katkı koyduğunu söyler. Toplumsal cinsiyet kavramı en başta sorunludur, çünkü cinsiyet ikiye ayrıldığından toplumsal cinsiyet de iki ile sınırlandırılmak durumunda kalmaktadır.

 

Eğer Butler için durum buysa, çevremizde gördüğümüz cinsel kategorisi belli olmayan modellerin kullanıldığı tüm reklamlar, Butler’ın bu düşüncesinin mesajını moda alanında etkili bir şekilde topluma iletmektedir. O durumda Butler’in söylediğini, onun pek de istemeyeceği bir şekilde tersi yönde de yorumlamak mümkün. Şöyle ki; gay kimliği, bir toplumsal cinsiyet kimlik alternatifi olarak sunulduğunda ve medyada sürekli tekrarlandığında bir gender performativity örneği olarak toplumca benimsenmesi mümkündür. Bu tekrarlamalar sonucu bunun yayılması ve sadece kadın ve erkekten oluşan “Heteronormatif hegemonyanın” kırılması mümkündür. Asıl sorun, bu yeni cinsel kimlikler de bir süre sonra beklenti, tekrarlama ve ritüelleşme yoluyla toplumda yerleştiğinde, kabul görüp olumlandığında, yeni hedef olarak önümüze neyi koyacağız, hangi noktaya varacağız? Buna cevap verirken aslında asıl çekişmenin, kadın-erkek diye bile ayırmayalım insan diye tek bir başlıkta konuşalım diyenler ile tersi istikamette yani kadın ve erkek diye ayırıp tanımladıktan sonra, daha başka ayırımlarla da kategorileri arttıralım ve kategorilerin ismini koyalımcılar arasında gerçekleştiği görülüyor.

 

Nurhayat KIZILKAN – Sosyolog

 

Etiketler:
Merjam

Merjam

  • Editörün Seçimi
  • En Çok Okunanlar

Copyright © Tüm hakları saklıdır. Merjam.com – Copyright 2021 | Codlio
3D tasarım ajansı