Bu hijab kimin?

Merjam Yazar: Merjam 7 Eylül 2020

Bu haberi arkadaşlarınla hemen paylaş!

Başörtümüz post-modernist dünyada yerel değerlerden birisi hâline gelerek bir tür satış aracına mı dönüştü? Yoksa artık Müslüman kadınlara moda öncülüğünde göstergeler dünyasında bir alan açıldı da podyumlardan medyaya temsil gücümüz artıyor mu?

Bu hijab kimin?

 

Moda ve tesettür bir araya gelebilir mi, moda tesettürle çelişiyor mu, modayı hayatımıza yerleştirdikçe tesettürden uzaklaşıyor muyuz?.. Müslüman kadınlar kamusal alandaki yerlerini sağlamlaştırdıkça ve çeşitli mecralarda daha fazla görünür oldukça bu sorular çeşitlenerek artıyor ve fakat cevapları bulunamıyor. Sonra her cenahtan şunları duyuyoruz; “Böyle tesettür olmaz!”, “Böyle olacaksa hiç olmasın!”, “Bu kapanmak mı şimdi?”, “Örtülü çıplaklar(!)”, “Bence sen açıl” ve devam eden varyasyonları… Ama biz bunları tartışırken moda dünyasında acayip bir şey oldu. Başörtüsü ya da uluslararası adıyla hijab, modacıların ağına düştü.

 

Son yıllarda yavaşça yükselişe geçen başörtüsü, daha doğrusu bizim muhafazakâr -İslam’a ilişkin her şeyi kapsama gücüne haiz o mübarek kelime- onların modest -mutedil ya da ılımlı şeklinde çevrilebilir- olarak tabir ettiği, hepimizin anlayacağı dilde “Kapalı giyinmek”, geçtiğimiz Sonbahar-Kış 2018 sezonunda tam anlamıyla “Podyumların yükselen trendi” oldu. Alexander Wang, Calvin Klein, Versace, Gucci, Lanvin, Dior, Chanel, Balenciaga ve Marc Jacobs gibi moda devleri beyaz tenli, ince mankenlerini bazen tümüyle bazen yalnızca başörtüsüyle kapadı. Hatta aralarına Halime Aden, Ikram Abdi Omar gibi gerçekte de başörtülü kadınları kattılar. Mesele sadece podyum da değil, bugün ülkemizde de birçok hazır giyim markası Ramazan kreasyonları çıkarıyor, piyasaya “Modest line”lar sürüyor. Apple, emojilerinin arasına başörtülü kadın eklerken Nike başörtülü kadınların spor yaparken performanslarının artması için özel olarak bir örtü tasarladı, üstelik adını, örtülü tasarım yapan birçok markanın hijab ya da başörtüsü kelimesini kullanmamak için bin bir takla attığı bir sektörde “Pro-hijab” koydu.

 

Peki, tesettür hakkında düşünme mesaisi harcayan Müslüman kadınlar olarak tüm bunları nasıl okumalıyız? Başörtümüz post-modernist dünyada yerel değerlerden birisi hâline gelerek bir tür satış aracına mı dönüştü? Yoksa artık Müslüman kadınlara moda öncülüğünde göstergeler dünyasında bir alan açıldı da podyumlardan medyaya temsil gücümüz artıyor mu?

 

 

Başörtüsü Temsil Meselesi

 

Gündelik hayatta sürekli çelişkiler barındıran dindarlığımızdan da yola çıkarak şunu söylemek gerekir; her iki argüman da yanlış değil ama ikisi de olması gerekenden fersahlarca uzak. Mesele bizim Müslümanlığı yaşayış ve algılayış biçimimizden, dünyaya vermek istediğimiz mesaja kadar kişisel birçok motivasyon içeriyor; farklı kimliklerimizi Müslüman adı altında birleştirirken nasıl hepimiz farklı saiklerle hareket ediyorsak moda, başörtüsü ve temsil konusu da öyle ilerliyor.

 

“Dünyaya güzellik ve çeşitliliğe ilişkin pozitif bir mesaj vermek ve genç Müslüman kadınlara onlar için başka odalar da olduğunu göstermek istiyorum.” diyen ilk başörtülü model Halime Aden, evet, kendi meşrebince Müslüman kadını temsil ediyor. Aden, o podyumda yürürken sadece bir kadın değil bir Müslüman ve belki de şimdiki zamanın İslam’ının bir tebliğ unsuru. Ve kabul etmek gerekir ki bu temsilin insancıllığından etkilenen birçok genç var.

 

Müslüman bir ülkede yaşıyorken İslam’ı öğrenme ve yaşama biçimi daha organik ve kendiliğinden gelişiyor olabilir ama Batı ülkelerinde işin boyutu daha farklı. Batılı değerler içinde büyüyen, İslamofobiyle savaşan, 20’li yaşlarındaki bir genç kızdan elbette İslam’ı Müslüman bir ülkedeki gibi yaşamasını bekleyemeyiz. Kaldı ki herkesin bir İslam’ı yok mu? Onu anlama, onda benlik oluşturma, hücrelerine nüfuz ettirme süreçleri herkes için farklılık gösteriyor.

 

 

Sizden Hiç bir Farkım Yok

 

Buraya kadar her şey normal gözükebilir, anlayışla karşılanabilir. Malumunuz üzere hepimiz büyük bir gösterinin parçalarıyız. Bir gösteri toplumunda yaşıyoruz. Herkes kendi kişisel gösterisini ama büyük ama küçük, farkında olsa da olmasa da sergiliyor. Halime Aden de kendi gösterisini gerçekleştiriyor. Onlara söylediği şey: “Ben Müslüman bir kadınım ve inancım dışında sizden hiçbir farkım yok.” Bu varsayımlar Halime Aden ve moda endüstrisinin kıyısında, köşesinde, merkezinde yer alan başka Müslümanlar için geçerli olabilir. Peki ya onu podyuma çıkaran gücün bu fikirle bir bağlantısı var mı? Moda devleri “Müslüman kadınlar çok kötü giyiniyor, hadi onlara nasıl giyinileceğini gösterelim” mi dediler? Ya da şimdi o herkesin sahip olmak istediği markalar kapandı diye başkaları da mı kapanacak? Feminizm ve şirket aktivizmi bunu mu gerektirdi, Batı dünyası aniden başörtüsünü sevimli bulmaya mı başladı, Müslüman ve Müslüman olmayan kadının bizim gözümüzde birbirinden farkı yok mu, dedi?

 

Bunların hiçbiri ne tam anlamıyla gerçekleşti ne de gerçekleşmedi. Ne mi oldu? Olgulardan yola çıkarak konuşmak gerekirse “Modest Fashion” piyasa hacmi 230 milyar dolara ulaştı. Batı dünyası ve kapitalizm, dişlilerinin hiç de azımsanmayacak bir kısmını Müslümanların oluşturduğunu fark etti ve o kapıyı araladı. Bu fark etme sürecinde soysal medyanın etkisini de göz ardı etmemek gerekir, tesettür butiklerinin ve başörtülü “İnfluencer” kadınların ulaştığı takipçi sayılarının boyutları elbette moda devlerinin dikkatinden kaçmamış olsa gerek…

 

 

Podyumla 670 Yılının Savaş Meydanı Aynı Yer

 

Moda dünyasıyla ilgili kendi dinamiklerinden kaynaklanan bir mesele daha var ki başörtüsünün bir anda rağbet görmesinin altında yatan sebeplerden birisi de budur: Moda dünyası dediğimiz o allı pullu, gösterişli evren kendisini sürekli yenilemek ve zaman zaman da marjinalleştirmek zorunda çünkü birilerinin para kazanması gerekiyor. Podyum bugüne kadar birçok kültürü, akımı, teknolojiyi hatta küresel ısınmayı, çevre kirliliğini, feminizmi kendine malzeme etti. Çünkü sistemleri böyle çalışıyor. Yerel, özgün ve biricik olanı köklerinden söküp kendisinin kılarak, yeniden yapılandırarak, bize özgü bir nesneyi globalize ederek, kendi çarklarının içinde eriterek pazara yeni bir şey -eşya olan- katarak büyüyor. Mesela yılın en önemli moda etkinliklerinin başında gelen Met Gala’nın bu seneki teması “Cennetlik Bedenler: Moda ve Katolik Hayalgücü” oldu. (Bunun için Vatikan’la iki yıl süren görüşmeler yapıldığını belirteyim.) Modada öyle güçlü ve değişken rüzgârlar esiyor ki bu sene kapanan mankenler önümüzdeki sene çırılçıplak da çıkabilirler.

 

Ama biz meseleye aşağıdan yukarıya, bireyden sisteme bakmayı denemeliyiz belki de. İstanbul sokaklarında pazara giderken taktığımız başörtüsü ile Milano’daki Gucci marka taşlı nikap aynı şey değil. Dior’un “Hepimiz feminist olmalıyız” baskılı 700 dolarlık t-shirtleri nasıl ki üniversite öğrencisi bir feministte herhangi bir karşılık bulamıyorsa podyumdaki “Hijab”ın da bizler için bir karşılığı yok. Podyumda bir saatliğine takılan başörtüsünün günümüz gerçekliğine uyumlanabilmesini, bizi eşitlemesini, aramızdaki iletişim sorunlarını çözmesini beklemek çok iyimser bir tutum olurdu. Onlar sadece satıyor ve bizler de o sistemin içinde yaşıyoruz. Belki de bu noktada dindar benliğimizi gündelik hayatta nasıl konumlandırdığımızı ve her gün, her an baş ettiğimiz modern çelişkileri göz önünde bulundurmak gerek. Ne doğru ne yanlış, bu muğlaklaşan alanda olayları oldukları gibi görebilme çabası, doğrunun kendisini bulmak kadar önemli bir hâl alıyor.

 

2018 yılında yaşayan Müslüman bir kadın olarak başörtüsünü Allah’ın emrince saçlarımı örtmem gerektiğine inandığım için takıyorum. 2018 yılında yaşayan bir Halime Aden de aynı şeye inandığı için takıyor. Hem belki de bir düzeyde 2018 yılının podyumuyla 670 yılının savaş meydanı aynı yerdir.

 

Merve A. TOKYAY – Gazetici

 

Etiketler:
Merjam

Merjam

  • Editörün Seçimi
  • En Çok Okunanlar

Copyright © Tüm hakları saklıdır. Merjam.com – Copyright 2021 | Codlio
3D tasarım ajansı