Modası geçmeyen tek şey modadır

Merjam Yazar: Merjam 28 Eylül 2020

Bu haberi arkadaşlarınla hemen paylaş!

Moda bir bıçak gibidir. Kullanmayı bilmezseniz size zarar verebilir. Ama siz modanın bir bıçak olduğunu, elinizi kesebileceğini fark ederseniz ve bıçağı nasıl tutmanız gerektiğini bilirseniz onu yönetebilirsiniz.

Modası geçmeyen tek şey modadır

 

Hızın ve endüstrileşmenin hâkim olduğu şu dönemde modanın dışında kalan bir şey var mı? Artık her şeyin bir modası var. Hayatlarımızı, dilimizi, kültürümüzü, yediğimizden giydiğimiz şeylere kadar her şeyi etkiliyor, dönüştürüyor. Peki bizim algılarımızı yöneten bu güçlü ve etkili yapıyı ciddiye almama lüksümüz var mı? Georgia State Üniversitesinde Marka ve Algı Yönetimi ve University of Arts London, London College of Fashion’da Moda ve Stil alanında yüksek öğrenimini gören Rüzgar Mira Okan, modanın hayatımızdaki yerine dikkat çekiyor. Okan’la moda kavramını üzerinden; moda kadınsı bir şey midir, soyut mudur yoksa somut mu, entelektüel bir tarafı var mıdır, en çok kimler tüketiyor, stil nedir, imaj nedir gibi soruların cevaplarını aradık.

 

 

Modabilimi yani bir adıyla “Fashion- ology” kavramı nasıl ortaya çıktı?

 

Son dönem de bu kavramlar akılda kaldığı için daha çok tercih ediliyor. Buyology diye de bir kavram var. Satın alma bilimiyle ilgileniyor. Son zamanlar ology’ler de popülerleşti,  yani moda oldu. Modayı ben şöyle tanımlıyorum; Moda, modası geçmeyecek olan tek şey. Biz ölüp gideceğiz ama moda hâlâ devam edecek. İstanbul Moda Akademisi’nde hocayken derslerimde moda felsefesi, modanın psikolojisi, modanın tarihi ve modanın politik tarafı gibi çeşitli konulara değinirim. Mesela tarihte bir kral paçalarını kıvrık unutuyor ve ata öyle binip kral yolundan geçiyor. Onu görenler “Vardır bu kralın bir bildiği” diyor ve duble paça pantolon ortaya çıkıyor. Ben insanlara modanın bu tarafını anlatıyorum. Yani nereden geldi? Nasıl geldi? Bizi nasıl etkiliyor? Moda 1800’lerde de vardı. Bu nedenle modanın ology’sini konuşacak kişinin tarih, psikoloji, politika, felsefe daha da ötesi matematik, geometri ve sanat tarihi bilmesi gerekir. Gerçekte ise Coca Chanel’inde söylediği gibi, “Moda geçer stil kalır.” Şu anda ise moda bir endüstri ve tüketmek için var.

 

 

Modanın endüstrileşmesi daha yakın tarihler ama…

 

Evet ama o başka bir şey. Kapitalist düzenin çok sevdiği bir şey aslında moda, tüketmek üzerine kurulu şu anda. Size az önce bahsettiğim moda ise daha farklı bir yerde duruyor. Etkileşim üzerine kurulu. Dönemler moda üzerine, kişiler moda üzerine etkiliydi. La Belle Epoque’da da moda vardı, Emperyal dönemde de ya da punklar ya da 70’lerin çiçek çocukları bir moda oluşturmuştu. Bu biraz da duruştu. Stil ve moda o zaman daha aynı şeylerdi. Hatta bu sadece kılık kıyafete değil, kullandığınız eşyaya bile yansıyordu. Bugünse moda bir endüstri. Bugün konuştuğumuz şey daha çok fast fashion. Hazır giyimde pek çok marka fast fashion tarafında. Hâlbuki 1700’ler ve 1800’lerde de bir moda var; hatta bugüne ilham olan şekil veren bir moda. Şu an bir çok insanın konuştuğu “Bu sene ne moda?” sorusu tamamen “Fast fashion” tüket ve yok et, yani kimliksiz.

 

 

Bahsettiğiniz moda kavramı değişime karşılık gelen anlamıyla kullanılıyor değil mi?

 

Değişim modanın DNA’sında var. Değişim sadece modada değil, her şeyde var. Hem de her şeyde. Bu aynı zamanda algısal bir şey. Yani algı yönetiminin içinde de önemli bir konu. İlk yüksek lisansımı marka ve algı yönetimi üzerine yaptım. Bir süre sonra da London Collage Of Fashion’da  ikinci yüksek lisansımı yaptım. Verdiğim eğitimlerin de asıl amacı insanlara neyin ne olduğunu, nasıl kullanmaları ve nasıl kullanılmamaları gerektiğini öğretmek. Taktığınız eşarp, giydiğiniz kıyafet, ayakkabı hepsi bir değişimin parçası. Her gün her şey değişiyor. Siz de içsel olarak değişiyorsunuz. Önemli olan gelişim kısmına geçiyor olmak. Ben insanlara bunu anlatıyorum. Rafine zevk deriz ya. İş bu. Hem de her alanda. Moda her zaman geliştirmez, değişir, dönüşür; ama geliştirmeyebilir. Mesela zarafet rafine olma hâlidir. Zarif olmak şu an belki moda değil, hatta abartılı kıvrımlı hatlı kadınların ve aşırılıkların moda olduğu bir dünya da hâlâ zarafeti, yalınlığı, rafine olmayı korunarak devam ettirebiliyorsak işte o zaman, herkese ve her şeye rağmen başka bir şeyden konuşuyoruz: Stil. O yüzden stil çok daha kıymetli.

 

 

 

İNSAN GÖRDÜĞÜNDEN ETKİLENİR, GÖRDÜĞÜNÜ ETKİLER

 

“Moda sadece giysilerde var olan bir şey değil; moda soluduğumuz havadaki bir şey. Bir rüzgârdır moda; geldiğini hissedersiniz, kokusunu duyarsınız… Havada, sokakta; moda fikirlerle, yaşam tarzımızla, olan bitenle ilgilidir.” diyor Coco Chanel. Moda giyinmenin ötesinde nedir? Moda ile giyim arasında ne fark var?

 

Aslında Coco Chanel burada, daha ziyade şuan bizim konuştuğumuz stilden bahsediyor. Yani şuan hayatta olsaydı, “Stil” deyip cümleye başlardı. Hepimiz modadan olumlu ya da olumsuz etkileniyoruz. Çünkü moda bir etkileşim. Daha birkaç yıl öncesine kadar yuvarlak burunlu ayakkabı giyerken, şu an sivri ayakkabılar giyiyoruz. Eğer söz konusu olan hızlı modaysa, kimlik yok; ama eğer stilden bahsediyorsak o her şeyde ve her yerde sizin kimliğinizi yansıtıyor. Evlerimizin tarzından şehirlerin tarzına kadar. Şu an ise tüketilen bir şey moda ve yine her şeyi etkiliyor. Fakat sadece yapmak için yapılıyor. “O yapmıştı ben de yapayım, o giymiş be de giyeyim” demek moda. Örneğin, herkes masanın üzerine coffee table book koyuyor. Onunla Instagram’a fotoğraf koyup modaya uyuyor. Fakat sadece süs amaçlı. Kimse kitapların içini açıp bakmıyor, okuma gereği bile duymuyor. Gittiği yere de aynı şekilde, post paylaşmak için, ben de gittim diyebilmek için gidiyor. Yani şuan moda daha yüzeysel yaşanıyor. Kullandığımız kelimeler, yaşam şekliniz, eviniz, kokunuz… bunların hepsi modaya dâhil. Daha düne kadar kimse squat ki Türkçesi “Çömelme yapayım” demezken şimdi herkes spor salonlarına gidiyor ve Instagram’da bunu hususen paylaşıyor. Yani squat (ki çömelme demiyor hâlâ) bir moda. “French tost” yiyor. Neden çünkü moda. Yemekten spora her şeyde var moda. Modayı sadece kılık kıyafet olarak algılamamak gerekiyor. Yediğimiz içtiğimizi, evimizi, konuşmamızı ve zevklerimizi etkiliyor. Çünkü insan gördüğünden etkilenir, gördüğünü etkiler. “Moda ben hiç etkilemez, takip bile etmem, bence boş ve yavan…” diyen biri bile aslında modadan etkileniyor.

 

 

Moda sadece giysiden ibaret değilken kıyafet tasarlayanlara modacı diyoruz. Neden?

 

Bizde terzi kavramı vardı. Moda bizde doğan bir kavram değil. Almayı seven de bir toplumuz, bir özenme durumumuz var. Az önce anlattığım “Squat” meselesi gibi. Hâlbuki çömelme. Yok, illa squat olacak.  Modacıda da durum bu. Kendine terzi dese olmuyor. Algılar devreye girdiğinde terziye 5 bin lira verip kıyafet diktirmek insanlara “Yok olmaz” dedirtebiliyor. Hâlbuki o da tasarlıyor, üretiyor, dikiyor ama modacı olunca iş daha havalı oluyor. Stilist, tasarımcı, stil danışmanı, imaj danışmanı bunların hepsi farklı kavramlar. Fakat biz de çorba. Herkes modacı. Bir de markalama devreye giriyor. O yüzden moda ve marka birbiri içinde kavramlar. Kimisi Valentino olurken, aynı okuldan mezun olan ve kendisinden daha başarılı bir diğer kişi bugün bildiğimiz bir marka ya da endüstri olamıyor. Modacı doğru bir kelime, daha doğrusu var olan bir kelime. Fakat tasarımcı ile ayırmak gerekiyor. Biz de moda ile ilgilenen ya da moda sektörünün içinde olan ya da anlatan herkese modacı deniyor.

 

 

Peki tasarımcı?

 

İşin sadece tasarım kısmıyla ilgileniyorsa o kişi tasarımcıdır. Hem tasarlayıp, hem üretiyor, hem de satıyorsa ve insanları yönlendiriyorsa o kişi modacıdır. Buradan hareketle Yves Saint Laurent tasarımcıydı ama Coco Chanel bir modacıydı. Çünkü her şeyi kendi yapıyordu. Hem tasarlıyor, hem bir moda evini kendi yönetiyor, hem üretiyor hem de yönlendiriyordu. Yves Saint Laurent ise tasarlıyordu, diğer konular ile ilgilenen başkaları vardı.

 

Yuniya Kawamura, giysi biçiminin toplumun geniş bir kesim tarafından benimsenene kadar moda olmayacağını söylüyor. Fakat günümüzde insanlar giydikleri ve aldıkları kıyafetin moda olduğunu düşünüyor, neden?

 

Yuniya Kawamura ile aynı fikirdeyim. Modayı size şöyle tanımladım: Moda “Ben de” der, stil ise “Ben.” Dolayısıyla modayı moda yapan şey daha çok insanın onu takip etmesi, kitleleri etkilemesidir. Ve evet insanların “Aldıkları” kıyafetler modadan etkilenir. Özellikle aldıkları; çünkü endüstri bunu etkiliyor zaten, istese de istemese de.

 

 

Moda dediğimiz şey somut mudur yoksa soyut mu?

 

Somuttur. Yani soyutun somuta dönüşmüş hâlidir. Aksi hâlde gözün görmediği ve algılayamadığı bir şeyin insanlar tarafından bu kadar uzun bir süredir kabul ve takip edilmesi zor olurdu. Soyut şeyleri devam ettirmek arasında büyük bir inanç gerektirir. Modanın psikolojisi, sosyolojisi, tarihi ve politikası vardır. Moda bizim içimizdeki ölümsüzlüğü ve narsizmi besliyor. Bu anlamda soyuttur. Ama dönüştüğü her şey somuttur. Yani o çanta, o ayakkabı, o parfüm, o elbise, o yer, o şehir, o oda, o ev soyutun somuta dönüşmüş hâli.

 

 

Moda kültürünün inşası nasıl oluştu?

 

Kültür olabilmesi için işte size bahsettiğim bu kavramlara hâkim olmanız gerekir. Yani dönemlere, akımlara, tarihe… Moda en başında bir endüstri değildi. Daha sonra Anglosakson sistem bunu dönen harika bir çark olarak gördü ve endüstrileşme tarafına doğru gitti. Endüstrileşme ile de tüketim devreye girdi. O yüzden ortaya satın alma bilimi diye bile bir kavram çıktı. Moda, kitlesel algı yönetiminin de çok önemli bir parçasıdır. Tüm bunlar olmadan önce moda sanattan etkileniyordu. Klasisizmden, art deco’ya, pop art’a. Hâlâ da etkileniyor ama o dönem sanat ve moda daha ayrılmaz bir bütündü. Daha sonra endüstrileşmeye başladığında sanat modadan moda ise sanattan daha çok ama bireyselleşerek ve tüketerek etkilenmeye başladı. Bugün ise endüstri alanında çok büyük devlerin olduğu bir olguya dönüştü. Mesela Louis Vuitton bünyesine bir tasarımcı alınıyor. Kapitalist sistem ondan üç ay sonra bir koleksiyon çıkarmasını bekliyor. Orada hummalı bir çalışma başlıyor. Hâlbuki tasarımcının biraz daha rahat olması gerekiyor. Daha öncesinde moda üç ayda bir çıkan bir şey değildi. Ama şimdi çarklar çok hızlı dönüyor. İnsanları da çok hızlı öğütebiliyor. Ya da tasarımcı ölüyor ama marka hala günümüzde, endüstrinin içinde ve ciro yapması gerekiyor yani ayakta durmak için para kazanması gerekiyor. Biz şuan da Chanel’in kendisini almıyoruz aslında. Sadece Chanel esintisi ve onu anlayabildikleri kadarıyla olan Chanel markasından bir şey alıyoruz.

 

 

Modayı daha çok kimler tüketiyor?

 

Aslında hepimiz tüketiyoruz. Çünkü şu an özellikle fast fashion tüketmek üzere kurulu bir endüstri. Söz konusu tüketmekse modayı daha çok Arap Yarımadası, Amerika, Rus, Azeri, Çin, Ukrayna ve İran gibi ülkeler tüketiyor. Dünyanın yeni zenginleri modayı tüketiyorlar. Cannes’da Amfar’ın gecesi düzenleniyor. İnsanlar oraya katılmak için aylar öncesi modaevlerine kıyafet hazırlatıyor. Bir geceye katılmak için muazzam paralar veriyorlar. Sinemanın Aids hastalığının araştırma ve çözümüne desteği için yapılan bir organizasyon olan Amfar, bir çok insanın sadece kendini, kıyafet, mücevher ve otomobillerini göstermek için gittikleri bir yer olabiliyor. Bu resme baktığınızda moda tam anlamıyla bir tüketim. Narsistik bir tüketim hem de.

 

 

TÜKETMEK DENİZ SUYU İÇMEK GİBİDİR

 

 

Bu bizim ruhumuza nasıl yansıyor?

 

Tüketmek deniz suyu içmek gibidir. Siz su içtiğinizi zannedersiniz ama tuzlu su içtiğiniz için asla susuzluğunuzu gideremezsiniz. Bazı insanlar aynı kıyafeti bir davette ya da bir törende bir daha giydiklerinde bile eleştiriliyorlar. “Neden aynı elbiseyi giydi? Bu sana değer vermiyorum mesajı mıydı? Parası mı yok?” diye sözler duyuyor, okuyor ve çok üzülüyorum. Tüketim girdabında yok oluyoruz. O giydiğimiz kuyafetler tek seferlik değil ki, elbette tekrar giyebiliriz, tekrar giymeliyiz. Üzerimize giydiğimiz kıyafetler için ciddi bir proses var. Çok büyük miktarlarda su, boya ve kimyasal harcanıyor. Modayı bu kadar hızlı bir şekilde tüketirsek yarın o moda kıyafetleri giyecek bir dünyamız olmayabilir. Biraz bilinçli olmalıyız. Olay tüketmek değil, bu bir algılama biçimi. Paranın çok olması her şeyi alıp atabileceğin anlamına gelmiyor. Bu aynı zamanda kültürü yozlaştıran ve insanın özüne uygun olmayan bir şey. İnsanlar üzerilerindeki kıyafeti değiştirerek beslendiklerini zannediyorlar. Bunlar bizim “İt boy” ve “İt girl” olarak tanımladığımız kavramlar. He, she değil it. İngilizce de it, nesneler için kullanılır. Bu kişilere modaloji de verilen isim it girl, it boy. Ben bir it girl veya it boy olmak istemezdim. Bundan para kazanıyorlarsa bir şey diyemem. Kitleleri muazzam etkiliyorlar. Ayaklı billboardlar. İnsanlar onlara bakarak ve onlardan etkilenerek alıyorlar. Daha çok, daha çok, daha çok… Onlar stil ikonu değil. Bir gün lastik ayakkabının üstüne gece kıyafeti giydiğinizde ya da etten bir elbise giyip üstüne bir güneş gözlüğü taktığınızda ya da lateks bir elbise ile…  Stil dediğimiz şey süreklilik gerektirir. Kendi karakterinizin yansımasıdır. O yüzden “Stiliniz karakterinizdir” diyorum. Giyiminiz, yaşam tarzınız, eviniz, kullandığınız renkler bütün bunlar karakterinize ve dolayısı ile stilinize yansır.

 

 

Moda  entelektüeller tarafından da bir dönem tartışma konusu olmuş. Bazı filozoflar modanın erdemi yok ettiğini ve ahlaksızlığı gizlediğini düşünüyor. Sizce de öyle mi?

 

Moda ile insanları etkiliyor ve yönlendiriyorsunuz. Mesela Kim Kardashian’ı milyonlar takip ediyor. Moda sadece kılık kıyafet değil, makyaj, saç, estetik modası diye bir şey var. İnsanların bedenleri bile moda oluyor günümüz dünyasında. Bu it girl ve it boy’lar tarafından bu pompalanıyor topluma. Bir endüstri pazarlama ile sunuluyor tüketiciye yani insanlara. Bilginiz, görgünüz moda olmuyor. Bilgi değer görmüyor. Adı üstünde popüler kültür, yani pop diye patlıyor. Pop sadece müzikte yok, müzikte olduğu gibi modayı da etkiliyor. Bugünün pop kültürü sosyal medya kültürü. Bir dönem böyle gidecek. Instagram’ın bir gün bittiğini düşünün. Şu an sadece Instagram ile varolan fenomenler, insanlar, markalar var. Sadece  Instagram’dan iş yapanlar sadece bu dönem iş yapabilir. Bugün teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, it girl ve it  boy’lar ne kadar olursa olsun, ben yine bir gün görgü, zarafet, stil sahibi olmanın yeniden moda olacağına inanıyorum.

 

 

Moda bir başka açıdan tekerrür eden de bir şey…

 

Bugün ufak bir değişiklikle 80’leri yaşıyoruz. Mom jean diye adlandırılan kotlar giyiyor insanlar. Onları 80’lerde annelerimiz giyiyordu. O yüzden Mom Jean adıyla geldi, daha önce boyfriend vardı. Biraz daha değişerek geliyor tabii. Aynı şekilde gelse saklarız, tekrar çıkarıp giyeriz. Ama insan sürekli yeniyi almak istiyor. İnsan kıyafeti ne kadar yeni de olsa aynı kıyafeti uzun süre giymek istemiyor. İnsan değişim istiyor. Moda endüstrisi de bunu görüp, ona göre değiştirip değiştirip etkileşimle, 70’leri, 40’ları ya da 20’leri ya da 80’lerden esinlenmiş şeyleri biz insanlara sunuyor. Ne kadar konuya hâkimseniz, kendinizi bilir ve tanırsanız o kadar çok kimliğinizi koruyabilirsiniz yoksa moda sizi öğütür.

 

 

Bazı entelektüellerse  modanın ontolojik ve sosyal açıdan değersiz bir bilgi alanı olduğunu düşünüyor. Moda entelektüel bir unsur barındırır mı?

 

Ontolojik, sosyolojik, psikolojik ve algısal tarafında bu işin bilimini okumuş biri olarak “İnsan gördüğünden etkilenir, gördüğünü etkiler” diyorum. Modayı yok saymak insanı yok saymaktır. Ben modanın ontolojik, sosyolojik, psikolojik olarak dikkate alınması ve bilinçli bir şekilde ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Bilgi ve bilinç şart. Eğer siz bir şeyi yok sayarsanız bir gün o yok saydığınız şey güçlenir ve sizi alaşağı da edebilir. Yani bilmediğin yok demek değildir. Moda bir bıçak gibidir. Kullanmayı bilmezseniz size zarar verebilir. Ama siz modanın bir bıçak olduğunu, elinizi kesebileceğini fark ederseniz ve bıçağı nasıl tutmanız gerektiğini bilirseniz onu yönetebilirsiniz.  O yüzden diyorum modanın modası geçmez, diye. Çünkü ölümsüzlüğü besliyor. Modayı yok saymadan, kendi stilinize uygun hareket ettiğinizde moda size zarar veremez. Bir tüketici olmazsınız. Stil kimliğiniz oluştuysa onunla birlikte zamansız bir şekilde ilerleyebilirsiniz. Ne kadar görgümüzü ve bilgimizi arttırırsak o kadar algı yönetimini fark edebilir, görebilir ve kontrol edebiliriz. Ben hep doğaya bakarım. Kullanacağım renkleri elbette bu işin bilmini ve ilmini okumuş bir profesyonel olarak bloggerlardan değil, doğaya bakıp bulurum. Böylece modanın o çarkında yorulmadan bugüne gelirim. Danışanlarıma ya da öğrencilerime ya da söyleşilerimde de “Bu sene ne moda?” diye sorduklarında ya da “Şu blogger, ünlü şu renk giymiş, sürmüş” dediklerinde hep bunu söylüyorum: Ekrana, vitrine değil modaya bak.

 

The Century of  The Self belgeselinde iktidarı elinde tutanların kitlesel demokrasi çağında kalabalıkları kontrol etmek için Freud’un teorilerinin nasıl kullanıldığı anlatılıyor. Seri üretim mallarını insanların bilinç dışı arzularıyla ilişkilendirerek, ihtiyaçları olmayan şeyleri istemeleri için insanları nasıl ikna edeceklerini anlatıyor. Moda kavramına bu pencereden bakacak olursak Freud’un kitleleri kontrol etme teorisi doğru mu çıkıyor?

 

Ben Asrı, hedonizmi anlatan bir belgesel. Moda bu konunun tamamını kapsıyor. Çünkü moda tüketimle eşleştirilmiş durumda. “Tüket, yok et” diyor sistem ama yok olmuyor. Bir taraftan dünyayı da çevresel olarak yok ediyor. İndirimde insanlar çılgınlar gibi alışveriş yapıyor. Kadın erkek ayırmıyor, hatta çocuk bile. Cilt bakımı, estetik gibi güzellik sektörüne erkekler de dâhil. O yüzden moda sektörünün hedef kitlesi herkes. Kitlesel algı yönetiminde modayı yok sayamayız.

 

 

İnsanların karakterleri farklı olmasına rağmen moda insanları tek tipleştiriyor…

 

Çünkü moda “Ben de” dedirtmek üzerine kurulu. Az önce söylediğim gibi stiliniz karakterinizdir, karakteriniz stiliniz. Bu yüzden her şeyden yalınlaşıp, uzaklaşıp önce ben kimim sorusunu sormalı insan. Günümüz dünyasında her şeyin modası var. İsimlerin bile modası var. O dönemdeki bir dizi karakteri, bir oyuncu, bir şarkıcı hatta hatta bir lider bile insanları etkiler. “Melis Su” isminde ananelerimiz olacak ileride mesela. Ya da dövmeli dedelerimiz olacak. Bu insanın kendini zamansız ve ölümsüz olmak istemesinden kaynaklanıyor. Bu dünyada kalmak istiyoruz. Kalmanın yöntemlerini arıyoruz. Yaşımızı gençleştirdiğimiz gibi acaba içimizi de gençleştirebiliyor muyuz? İç organlarımıza bakıyor muyuz? Şuanda herkes dışarıdan mükemmel görünmek istiyor. Mükemmel kıyafetler, mükemmel bedenler, mükemmle cilt… İç dışa eşlik etmiyorsa dışarısı sadece bir ambalaj olarak kalıyor. Modayı küçümseyen insanların baktığı nokta burası. İşi sadece bir ambalaj olarak görmeleri. İsmi telaffuz edemiyor ama o ismin, o markanın en pahalı çantasını takıyor çünkü parası var. Para statik bir zenginlik göstergesi. Herkes ya 4×4’ü olsun istiyor ya da onu alan birini hayatında istiyor. Oysa gerçek zenginlik, ruhsal zenginliktir; bilgi, kültür, görgü, nereden gelmiş, bunu tasarlarken ne düşünmüş, kimi düşünmüş… Yok. Sadece al, parayı ver ve al. Böylece “Fıtı fıtı etkinliğinde” o da diğer kadınlardan birisi olabilir.

 

 

MODANIN CİNSİYETİ YOK

 

 

Moda kadınsı bir olgu mudur?

 

Tüketim toplumunda moda için konuşursam hayır. Moda geldiği nokta itibariyle cinsiyetsizdir. Hedef kitle kadın, erkek, çocuk olmaksızın herkes… Bugün androjen bedenler bile moda. Baktığınızda kadın mı yoksa erkek mi diye ayırt edemiyorsunuz. Moda endüstrisi kadın bedenini, cinselliği ve erotizmi  kullanıyor. Bu kadın ya da erkek şu anda her iki cinsiyet için de geçerli. Dünya bugün nüdizmle karşı karşıya. Kendi çıplak bedenini sosyal medya da paylaşan birçok insan var. Bunlar insanların zihninde giderek normalleşmeye başlıyor. “Ben de yapabilirim” hissini oluşturuyor. Birkaç yıl önce iç çamaşırı olarak giydiğimiz atletleri şimdi ceketlerin içine ya da direk pantolonların üstüne giyiyoruz. Celebritylerle yani ünlülerle, o it girl ve it boy’lar ile bize sunulan o galallardaki kıyafetler, bir sonraki dönemde topluma bir süre sonra entegre oluyor. Moda her zaman ekonomik seviyesi üst gelirlilerden alt gelirlilere dağılan bir olgudur. Modaya karşıt doğan sokak modası bile şuan büyük moda devleri tarafından kullanılıyor. Dior, Chanel gibi bir dönemin klasik moda evleri bile şu an street fashion’a üretiyor. Moda devleri sadece kadını değil, erkekleri de bu çarkın içine dâhil etti. Kadın kıyafetini erkeğe, erkek kıyafetini kadına satmak istedi. Kadın ve erkek giyimi arasındaki sınırlar böylece görünmez hâle gelmeye başladı. Şu an da hedef çocuk.

 

 

 

Bu sadece modanın çıkarına bir şey mi peki?

 

Hayır, şuanda kozmetik ve sağlık endüstrisi de bundan kar sağlıyor. Kadınlar spor salonlarda kaslı vücut çalışıyorlar. Gitgide kadınsı bedenlerden uzaklaşıyorlar. Daha kaslı, androjen dediğim vücutlar moda. Kaslı bacak, karın, kol ya da tam tersi aşırı büyük kalçalar, incecik beller, törpülenmiş çeneler, blading’li kaşlar… Liste uzar gider.

 

 

Modaya düşman olan feministler var. Hatta tarihte modanın tavını bir kölelik nişanı olarak görmüşler. Modanın erkekler tarafından ortaya atıldığını ve bunun üzerinden kadına baskı uygulandığını düşünmüşler. Moda erkek egemen midir?

 

Hayır. Feminizm de kavramsal olarak yanlış algılanıyor. Femme kadın demek, feminist kadıncı yani kadının erkek gibi ve kadar özgür, sosyal, iş, ekonomi, siyasal, toplumsal eşitliğini savunan demektir. Kadının gücüne, yapabileceklerine ve eşitliğine inanan, kadını destekleyebilendir. Ve feminist olan sadece kadınlar değildir, erkek de feminist olabilir hatta olmalıdır. Ben de bir feministim ama feminist olarak ne yapıyorum?  Kadınlarla çalışmaya, kadına istihdam sağlamaya özen gösteriyorum. Bir özeleştiri, biz feminizmi farklı algıladık ve erkeksi kadınlar hâline geldik. Erkek gibi görünmek değil feminizm. Profesyonellğin de kadını erkeği yoktur. Geçen bir seminerde “Aşırı kısa etekler, iş dünyasında ‘profesyonel’ algısını görüntü perspektifinde zayıflatır.” dedim. Aynısını erkekler için de aşırı dar gömlek, tişört ve pantolonlar için de söyleriz. Bu benim koyduğum bir kural değildir. İş dünyasında profesyonel görünüm dediğimiz şeydir. Etek aşırı kısaldıkça ya da erkekte pantolon, gömlek aşırı daraldıkça algıyı yaptığı işten, kişinin kimliğinden çıkarıp seksizme, cinsiyete doğru çeker. Katılımcılardan birisi bana, “O zaman ayak bileğine kadar giyelim. Bir feminist olarak bunu kabul edemem!” dedi, bağıra bağıra, çıkıp gitti. Özgürlük bir şey ama çalıştığımız kurum kimliğine, iş dünyasına, sektöre göre giyinmek ise başka birşey. Algılarımızı çok iyi kalibre etmemiz gerekiyor.

 

 

Spencer ve Tarde gibi düşünürler moda da taklitçilik üzerine duruyor. Modanın üst ve alt sınıf farklarını ortadan kaldırdığını  ve demokratik bir ortam oluşturduğunu söylüyor.  Moda demokratik midir?

 

Moda bir endüstri. Endüstride herkes kendine bir şey bulur. Birileri bundan para kazanır, birileri de takip eder. Moda şu an tüketim üzerine kurulu. Özendiğinizi satın alırsınız, bu anlamda taklit evet. Moda bir endüstri yani cirolar üzerine kurulu; moda evleri, markalar… Şuan moda sizin cebinize para girmeden paranızı cebinizden alan şeydir. O yüzden demokratiklik adı ve algısı altında ve yapılandırılmış özgülüğün içinde bize güya çeşitlilik sunuyor. Biz de kendi özgür irademizle gidip aldığımızı zannediyoruz. Bize seçimlerle özgürlük sunuyor. Demokrasiyi eğer seçim yapabilme özgürlüğü olarak kullanırsak doğru. Fakat gördüklerimizden etkileniyoruz yani mutlak bir özgürlük yok. Moda bir demokrasidir, istediğiniz her şeyi alabilirsiniz, demek doğru değil. 

 

 

Modanın dışında olan toplumlar var mıdır?

 

Onun dışında kalabilmesi için televizyon, sosyal medya ve dış dünyaya kapalı olması gerekiyor. İlkel kabile bile olsa ben gittiğimde benden etkileniyor. O beni etkiliyor ben de onu. Ne kadar az etkileşim varsa, o kadar az modadan etkilenir. Günümüz dünyasında artık bu daha da zor.

 

 

ADAB-I MUAŞERET YENİDEN MODA OLACAK

 

Siz adab-ı muaşeret ve protokol eğitimleri de veriyorsunuz…

 

Adab-ı muaşeret yani sosyal nezaket ve görgü kuralları insanların daha güzel, daha estetik, daha duyarlı, daha birbirlerinin özgürlüklerini tanıyıp kendine ve diğer insanlara saygı ve sevgi çerçevesinde nasıl yaklaşacağını, ilişki ve iletişim kuracağını gösteriyor. Rafine, gelişmiş, zevk sahibi olmak ile ilgileniyor. Eğer bu devletle ya da devletlerarası olursa protokol devreye girer. İşin bir protokol bir de adab-ı muaşeret tarafı var. Adab-ı muaşeret yani nezaket ve görgüyü unuttuk içinde yaşadığımız şu zamanda. Ben bir gün yine zarafet, nezaket ve görgünün moda olacağına inanıyorum, olmasını arzu ediyorum. İşim gereği insanlara giyimin adab-ı muaşeretteki yerini, gittiğimiz yere göre giyinmeyi daha çok insanlara anlatıyorum. Beden dilimiz ve sözcüklerimizin kullanımı da buna dâhil. “Tatlım, çok mersi” deyince nazik olmuyorsunuz. O mersi diline düşmüş oluyor sadece. Eğer sadece görüntüde kabuğu boyamaya çalışırsak içi boş oluyor. Sadece paket oluyor ve ambalajı çok süslü oluyor. O yüzden giyim, konuşma, tavır, duruş bunların hepsi bir bütün. Asıl bunları konuşmak gerekiyor. 

 

Etiketler:
Merjam

Merjam

Copyright © Tüm hakları saklıdır. Merjam.com – Copyright 2021 | Codlio