Moda sürdürülebilir mi? Yavaş moda kavramı

Merjam Yazar: Merjam 29 Eylül 2020

Bu haberi arkadaşlarınla hemen paylaş!

“Yavaşlığın düzeyi anının yoğunluğuyla doğru orantılıdır; hızın düzeyi unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır. Yavaşlık ile anımsama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır. Bir şey anımsamak isteyen kimse yürüyüşünü yavaşlatır. Buna karşılık, az önce yaşadığı kötü bir olayı unutmaya çalışan insan elinde olmadan yürüyüşünü hızlandırır.” Milan Kundera

Moda sürdürülebilir mi? Yavaş moda kavramı

 

 

Popülist bir değişimin ifadesi olarak “Moda”nın, değişime inat sürdürülebilir olması gibi bir paradoks(!) ile başbaşayız bu defa. Son sürat ilerleyen dünya motorunun hızını biraz daha azaltmak üzere yavaş moda ve yavaş hayat felsefesine kapı arayalan sürdürülebilir moda, tekstil dünyasında gitgide “Moda” bir kavram olarak kullanılmakta. Ekolojik moda, yavaş moda, yeşil moda ya da ne dersek diyelim, amacımız modanın bizi ve gezegeni daha fazla tüketmesinin önüne biraz olsun geçebilmek.

 

Dünyanın en eski ve büyük sektörlerden olan tekstil ve moda endüstrisi aynı zamanda üretim ve tüketimin de had safhada olduğu sektörlerdir. Ürün yelpazesinin sürekli genişlediği ve her ürünün “Moda”sının hızla yön değiştirdiği bu sektörler, hızlı üretim ağı ile çok fazla hammadde kullanımı gerektirirken bir o kadar da çevresel atık biriktirmektedir. Doğal kaynakların hızla azalmaya başladığı bu yüzyılda, son yıllarda her sektör üzerinden sıkça adına rastladığımız sürdürülebilirlik (sustainability) kavramı da tam da bu sebepten hayatımıza girmiş ve ekolojik tasarım süreçlerinin arttırılması yoluyla doğal kaynakların minumum ve etkin düzeyde tüketilmesine kapı aralamıştır. Fakat işin bir diğer boyutu da hızlı modanın hayatımıza, özellikle kadınların dünyasına kattığı pasifize kimlik.

 

Sadece kıyafet ve aksesuarlar üzerinden değil, genel bir “Moda” anlayışı ile nesneleri incelediğimizde de hızla değişim gösteren hayat stillerinin üzerimizde yarattığı baskının bizi daha fazla tüketime ittiğini kolayca fark edebiliriz. Şehirleşmenin artması ile birlikte artan günlük rutinlerimiz ve bu koşturmacada sürekli daha hızlı olma ihtiyacı; sosyal yapının dengesini bozmakla kalmıyor, üretkenliğimizin önüne de büyük bir duvar dikiyor. İşte bu noktada sürdürülebilir moda ve tasarımlar ile hedeflenen, üretimin yaşam döngüsünü daha doğa dostu biçimde iyileştirebilmek ve modanın hızını yavaşlatabilmek. Sosyal boyutuna baktığımızda ise salt tüketimde değil, üretim aşamasında da daha aktif ve daha özgür olduğumuz bir moda anlayışına ve daha çevreci ve yavaş bir hayat tarzına sahip olabilmemiz -elbette bireysel çaba da gerektiriyor- bu yöntemle daha mümkün hale geliyor. Peki ama nasıl? Hızlı modadan yavaş modaya geçişin anahtar kodu olarak konuya önce sürdürülebilirlik kavramını açıklayarak başlamak istiyorum. Sürdürülebilirlik faaliyetleri sanayi, mimari, çevre, turizm gibi birçok alanda gerçekleştirilmektedir. Artık popüler bir ifade olarak her sektörel başlıkta zahmetsizce zikredilen bu kavramı salt üretim üzerinden değil tüketici davranışları üzerinden de tanımlayarak hızımızı bir nebze olsun yavaşlatabileceğimizi düşünüyorum.

 

 

Moda Bir Kavram Olarak Sürdürülebilirlik

 

Sürdürülebilirlik; üretici ve tüketici hareketliliğinden ortaya çıkan, zararlı etkileri hem ekolojik hem de ekonomik açıdan en aza indirgemeyi hedefleyen, etkin kaynak kullanımını vadeden çok yönlü bir kavramdır. Endüstri devrimi, kentleşme ve artan tüketim alışkanlıklarının sonucu olarak dünyanın yenilenebilir enerji kaynakları da hızla yok oluyor. Tüm bu süreçlerin yol açtığı çevre kirliliği, küresel ısınma, azalan yaşam alanları ve karşılaştığımız sağlık sorunları da cabası.

 

Var olan üretim sistemlerinin temel sorunu, kısıtlı doğal kaynakları sonsuz miktarda harcamak ve yabancı maddeleri (atıkları) doğaya bırakmaktır. Oysa doğada atık kavramının bir karşılığı yoktur ve bir sistemin çıktısı, başka bir sistemin girdisidir. Doğa kendini mevsimlerle, iklimle sürekli yenileyen bir döngüsel sistem sürdürmektedir.(1) Eleştirdiğimiz üretim ve elbette tüketim döngüsü, maalesef var olan bu doğal döngüyü tam zıttı biçimde sürekli harcayıp yok olmaya zorlamaktadır. Sürdürülebilirlik, doğayı minimum seviyede inciterek sosyal ve ekonomik ihtiyaçları göz ardı etmeden, doğal dengeyi gözeten bir üretim hedefliyor. Bu bilinç doğrultusunda uluslararası kuruluşlar ve iş dünyası da uzun zamandır farklı modellemeler ve işbirlikleri üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.

 

Sürdürülebilirlik kavramının ilk uluslararası mecrada duyurulması, BM Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nun 1987 yılında Brundtland Raporu olarak da bilinen Ortak Geleceğimiz isimli raporu ile gerçekleşiyor. (2) Kalkınma ile çevre konularının birbirinden ayrı düşünülemeyeceğinin ifade edildiği bu rapor sürdürülebilir kalkınmayı; “Bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların da kendi ihtiyaçları nı karşılayabilme olanağından ödün vermeksizin karşılamaktır.” şeklinde tarif ediyor. Ardından 1992 yılında Brezilya’da düzenlenen dünya zirvesinde, bu kavram tüm ülkeler tarafından kabul ediliyor ve 21. yüzyıl kalkınma programları kapsamına dâhil edilerek bugüne dek farklı alanlarda geliştirilerek kullanılmaya devam ediyor.

 

Tekstil ve moda sektörüne geri dönecek olursak; bu endüstrilerde amaçlanan sürdürülebilirlik, hem satıcı hem tasarımcı hem de tüketici için ekolojik süreçler önerisiyle yola çıkıyor. Modada hızlı üretimin sektörel olarak ortaya çıkardığı birçok ekolojik ve sosyal zararlar mevcut. Ağartma ve boyama işlemlerinde kullanılan kimyasalların insan sağlığına ve çevreye verdiği zarar, atılan eski giysilerin çöp alanlarına atık olarak bırakılması, tekstil üretiminde kullanılan makinaların hava kirliliğine zarar vermesi, bitki ve su gibi doğal kaynakların aşırı kullanımı işin ekolojik boyutundaki zararı ortaya koyarken bir tarafta da bu sektörde çalışma koşullarının standartların altında olması gibi birçok durum söz konusu.(3) Zannediyorum bu gerçekle, aldığımız ünlü markaların etiketine baktığımız zamanlarda sık sık karşılaşıyoruz. “Made in China” ya da “Made in Vietnam”, tükettiğimiz ürünlerde çok da yabancısı olmadığımız ifadeler.

 

 

Sürdürülebilir Moda -Üretici-

 

Tekstilde hızlı üretim ve hızlı moda akımının artış göstermesi de yaklaşık 15 yıllık bir maziye sahip. İşin daha çok sosyal boyutunu temsil eden farklı parametler tüketimdeki artışı da ayrıca bizlere açıklıyor. Eskiden büyük markalar yılda beş sezon koleksiyon çıkarırken artık yılda 8 ila 24 koleksiyon sunmaya başladı. Yaklaşık iki haftalık bir tasarım sürecinden geçen ürünler hızlıca vitrinlerde yerini alıyor ve sınırlı adette üretim sağlanarak müşterilere, “Bitmeden almalıyım” hissi uyandırılmaya çalışılıyor. İnternet alışverişlerininin yaygınlaşması, sürekli kampanyalar yapan firma reklamlarıyla da tüketicilerin en uygun fiyata en son moda ürünler satın almak üzere birbiriyle yarıştığı platformlar artık çok dafa fazla. Satış oranlarını arttırmak için sürekli yenilik peşinde koşan bu markalar artık marka sadakatine yatırım yapmak üzere ünü modacılar, bloggerlar ya da stil danışmanlarıyla da ortak çalışmalar sürdürmekte. Öte yandan reklam yüzleri, fenomen hesaplar bu alanda var olan önemli aktörler. Var olan şu ki; hızlı moda bizi de yanına alıp hızına hız katarak üretim ve tüketimde sınırları zorluyor ve perakende satışta çok ciddi ekonomik gelirler elde ediliyor. Bu trendin öncülerinden Zara’nın sahibi Amancio Ortega’nın dünyanın ilk beş zengini arasına adını yazdırması da bu sürecin en büyük kanıtı.

 

Peki, üretim ve tüketimde sınırların zorlandığı hızlı moda sektörünün yavaşlaması sürdürülebilirlik ile ne kadar mümkün hâle gelir? Bu çok büyük bir iddia fakat hâlihazırda uygulanmakta olan modeller belki biraz umutlarımızı yeşertir. Klasik tasarım yoluyla ürün ömrünü arttırmak, geri dönüşümlü ya da doğada çözülebilen materyal kullanımı, üretim süreçlerinde organik tarımın desteklenmesi, insan sağlığına uygun tasarlanmış süreçleri içeren şartların düzenlenmesi ekolojik tasarım sağlayarak sürdürülebilir bir moda meydana getirebilir.(3) Artık uluslararası iş sözleşmeleri, üretim süreçlerinde bu tarz üretimin arttırılması amacıyla sertifikalar gerektirmekte, uluslararası kamuoyunda farkındalık sağlamak üzere projeler uygulanmaktadır. Victoria&Albert Müzesi’nde uzun zamandır devam eden “Fashioned from Nature (Modadan Doğaya) Sergisi” de bunlardan biri. Sergide sürdürülebilir modaya uygun boyama süreçleri ve moda malzemeleri içeren güncel ve tarihî örnekler sunulmakta. Bunların dışında yerel üretimin desteklenmesi ve geri dönüşüm de yavaş moda akımının güçlendirilmesi için önemli faktörler.

 

Çok fazla ürün seçeneği ve markalaşmanın yer aldığı tekstil sektöründe yılda yaklaşık 40 kilo giyim ürünü satın alınıyor. Ekolojik tasarımlarla bunların geri dönüştürülebilir hâle getirilmesi ise en azından karbon ayak izini azaltmayı hedefliyor. Buna örnek olarak, Martin Margiela 1989’da geri dönüştürülmüş tekstil ürünlerini markasının yaz koleksiyonunda kullandı. Fakat maliyetlerin düşürülememesi ve müşteri kitlesi tarafından bu ürünlerin pek tercih edilmemesi bu girişimin önünü kesti. Stella McCartney’in 2002 koleksiyonunda yer alan, deri ve kürk kullanılmayan organik tasarımları, çevre dostu bir başka girişim örneğiydi. Bu girişimlerin ardından birçok marka sürdürülebilir moda adına farklı projeler denemeye devam etti. Ünlü Modacı Anya Hindmarch, “I am not a plastic bag” organik bez çantasını 5 pound üzerinden satışa çıkardığında ise ürünü ilk kullanan isimlerden biri Keira Knightley olunca, çantalar bir saat içerisinde milyon satış rakamlarına ulaştı. (http://www.vogue.com/ voguepedia/Eco_Fashion) Şimdilerde H&M markası da “Modada Geri Dönüşüm” sloganıyla eski kıyafetleri toplayarak, ya ikinci el olarak satışının yapılması ya da geri dönüşüme dâhil edilmesi üzerine bir kampanya yürütüyor. Her ne kadar uluslararası sözleşmeler sürdürülebilir uygulamalardaki bilinç düzeyini arttırsa da firmalar için de artık çevre konularındaki hassasiyet bir prestij unsuru olarak da görülüyor. Bu nedenle bu tarz uygulamaların gitgide yaygınlaşması daha ümit edilebilir hâle geliyor.

 

 

Sürdürülebilir Moda -Tüketici-

 

Ekonomide arz ve talep dengesi üzerinden gidecek olursak, artık bir seçenek değil bir zorunluluk olarak çevreci modelleri benimsemek zorunda kalan tekstil sektörünün tüketici boyutunda, bizlere düşen rol aslına bakarsanız sürecin en önemli yapıtaşı. Bunun için tüketicinin çevreci bir bilinçle daha hassas bir tüketim alışkanlığı benimsemesi gerekiyor.

 

Öncelikle ürün alışverişlerinde etiketlerde adil ticaret ibaresi arayarak ve sürdürülebilir üretim yöntemleri ile üretilmiş ürünleri tercih ederek yola çıkabiliriz. Yenisini alarak değil sadece iyi kullanıp tamir ederek ya da dönüştürerek farklı şekillerde ürünlerin kullanımını sürdürmek de yavaş modaya tüketici boyutunda önemli bir katkıdır. Aslında bunlar çok yeni bilgiler değil. Biraz geçmiş dönem toplumsal alışkanlıklarımıza dönüp baktığımızda hayatımızın birçok alanında yavaş, sürdürülen ve dönüştürülen bir anlayışın yer aldığını görebiliriz. Örneğin endüstride zanaat erbabının faaliyetlerine bakalım. Gitgide sayıları azalsa da tencerelerimizin ömrünü uzatan kalaycı teyzeler, yün döşeklerimizi yenileyen yorgancı amcalar ve hâlâ kurban bayramı arifesinde ortaya çıkan fakat sonrasında izini hızlıca yitirdiğimiz bileyci ağabeyler, eşyanın ömrünü uzatmanın farklı deneyimlerini yaşatmışlar yıllarca bize. Biraz özeleştiri içerecek fakat şimdilerde onların yokluğunu pek aradığımız söylenemez. Eskimiş ya da eskimeye yüz tutmuş her türlü endüstriyel ürünün yerine yenisini koymaktan da geçtim, artık eskitmeye fırsat bulamadan “Modası geçmiş” misafir odalarımızı, yemek takımlarımızı yenilemekten büyük bir haz alıyoruz. Aynısı gardroplarımız için de geçerli. En son modayı, en uyguna alma telaşında benzer kıyafetler alıp sonra da giymediğimiz onlarca kıyafeti dolapta bekletiyoruz. Kimi zaman etiketlerini bile sökmeden çöp konteynırının yanına bırakıyoruz. Bu durumda çevreye bıraktığımız atık miktarı açısından üreticiden farklı bir davranış sergiliyor sayılmayız.

 

Sürdürülebilir moda kavramı, tüm bu ekonomik ve ekolojik süreçlerin ötesinde aslında biraz da yavaş moda üzerinden yavaş hayat tarzlarına geçişi kolaylaştırmak üzere önemli bir akım. Yazının başında söz ettiğim, hızla değişen hayat trendlerine ayak uydurmaya çalışan ve kent yaşamının hızı içerisinde kendine yetişemeyen modern insan modeli, tüketimi bir çıkış yolu gibi algılıyor. Özellikle kadınların cephesinden baktığımızda hızlı moda, kadının üretim etkinliklerini sıfırlıyor, pasifize ediyor ve sadece seçenekler üzerinden kısıtlı tercih hakkı sunuyor. Yaşar Üniversitesi Endüstriyel Tasarım Bölümü Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mine Ovacık’ın deyimiyle; “Kadın, içine kapanarak, ifade etmeyi, yapmayı terk etti, el melekelerini yitirdi. Kısaca, üretmekten vazgeçti. Sistem onun için üretti, o satın almaya başladı.” Bu şartlarda tek tıkla yaptığımız alışverişlerde harcadığımız hammadde, enerji, su ve insan gücü kaynakları da doğal olarak pek aklımızı kurcalamıyor. Yavaş modanın ve sürdürülebilir alışkanlıkların günlük hayat içerisine entegre olması ile sadece kadınlar değil toplumsal bazda tüm bireyler aktif bir şekilde üretim ağına dahil edilmiş oluyor.

 

Sürdürülebilir moda ile çıktığımız bu yolculukta, sahip olduğumuz tüketim alışkanlıklarını değiştirerek Don Kişot misali yel değirmenlerine karşı savaşır görünsek de uzun vadede gelecek nesillere daha iyi bir dünya bırakmak için denemeye değecektir.

 

KAYNAKÇA

 

1 Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Yayınları – IV Eko Tasarım,

2 Gürcüm, H.B. ve Yüksel, C., (2012), Moda Sektörünü “Yavaşlatan” Eğilim: Eko Moda ve Moda’da Sürdürülebilirlik. 1. Uluslararası Moda ve Tekstil Tasarımı Sempozyumu. 3 Mangır, A.F., (2016), Sürdürülebilir Kalkınma İçin Yavaş ve Hızlı Moda

 

Neslihan ÖZTÜRK – Sosyal Stratejist

Etiketler:
Merjam

Merjam

Copyright © Tüm hakları saklıdır. Merjam.com – Copyright 2021 | Codlio