Büyük sınırlarla tüm dünyadan izole edilmiş bir bölge

Merjam Yazar: Merjam 21 Ekim 2020

Bu haberi arkadaşlarınla hemen paylaş!

Okurlarının dünyasına Wattpad ile giren ve “Haramdan Sakın” serisiyle dikkat çeken Merve Özcan’la bir diğer iddialı roman serisi “Tan Yeri” üzerine konuştuk. Merve Özcan, “Yapmak istediğim salt romantizm yahut salt aksiyon yazmak değil, bu ikisini dengede tutabildiğim hikâyeleri hayal ediyorum. Ve bundan sonrası için de planım aksiyonun romantizmle beraber ilerlediği hikâyeler yazmak…” diyor.

Büyük sınırlarla tüm dünyadan izole edilmiş bir bölge

 

 

Bize biraz kendinizden söz eder misiniz? Yazmaya nasıl başladınız? Bir hikâyesi var mı?

 

Hayal kurmak benim için elzem bir ihtiyaç, bir şeyleri hayal edemezsem bunun yoksunluğunu çok acı şekilde çekerim diye düşünüyorum. On beş yaşıma kadar pek çok şey hayal ettim, hayallerimi resimlerime yansıttım. Fakat on beş yaşımda, aklımda dönüp duran bir sahneyi öylece yazmayı istedim ve yaptım. Bu durum bana tıpkı resim yapıyormuşum gibi hissettirmişti, sanki hayal ettiklerimi daha geniş çaplı ve daha ayrıntılı resmediyormuşum gibi. Sonra da yazdım, o zamandan sonra hep yazdım. Bazen çizdiğim resimlerin hikâyesini yazdım bazen de yazdıklarımı resmetmeye çalıştım.

 

 

Sizi “Haramdan Sakın” serisiyle tanıdık. Daha sonra “Tan Yeri” serisini yazdınız. Bize “Tan Yeri”nden bahseder misiniz?

 

“Tan Yeri”nin hikâyesi genel itibariyle büyük sınırlarla tüm dünyadan izole edilmiş bir bölgede yaşayan iki ırkın birbiri arasındaki derin düşmanlığını konu alıyor. Esasen Parslar ve Kaplanlar adında bu iki halkın düşmanlığı, zalim-mazlum ilişkisinden doğan bir düşmanlık. Bunun çevresinde ise iki halk için çok büyük bir değere sahip olan bir kadın ve bir adamın birbirlerine besledikleri aşkı anlatıyor. Parslar ve Kaplanlar arasında gerçekleşecek bir savaşla bu adam ve kadının burun buruna gelmesiyle de hikâyeleri devam ediyor.

 

 

İsimler Hikâyeyle de Uyumlu

 

Serinin iki kitabı var: İlk kitap “Zifir”, ikinci kitap “Fecir”. Ses olarak da uyumlu isimler ve kulağa gerçekten dolu dolu geliyor. Peki, anlamlarını düşünürsek bu isimler hikâyeyi nasıl destekliyor?

 

İsimler birbirleriyle uyumlu oldukları kadar hikâyeyle de bir uyum içeriyor. İlk kitap olan “Zifir”, tüm hikâyenin içinden çıkılamaz bir düğüm hâline gelişini anlatırken; ikinci kitap olan “Fecir”, düğümlerin çözülüp bir nevi karanlıkta söken şafağı anımsatan bir hikâye barındırıyor.

 

 

Bu serinin odağında Helya ve Arsıl karakterleri var. Onlarla tanışanlar için her şey net ama bir de sizin bu karakterlere bakışınızı dinlemek isteriz. Nasıl tanımlarsınız Helya ve Arsıl’ı?

 

Helya, bulunduğu konum ve yanında olduğu insanlara rağmen ruhen ve bedenen çok güçlü bir kadın. Arsıl Alaz ise bir tarafta serinkanlılığı ve sessizliğinin ardında bir savaş yürütebilecek kadar stratejik bir adam iken diğer taraftan savaşçı kişiliğinin yanı sıra sevdiği kadına naif birkaç cümle ya da mısra ile yaklaşabilecek kadar ince bir karakter. Helya ne kadar güçlü bir kadın olursa olsun, onun tüm kişisel sorunlarına rağmen bıkmadan usanmadan onun yanında durabilecek kişi yalnızca Arsıl olurdu. Ve Arsıl Alaz ne kadar zarif ve güçlü bir savaşçı olursa olsun onun sırları ve serinkanlılığına tahammül edebilecek tek kadın da Helya olurdu. Dışarıdan bakıldığında hayali kurulabilecek iki karakter olsalar da aslında birbirleri dışında bir başkası tarafından taşınması çok güç karakterler.

 

 

Kendimi Bildim Bileli Resim Yaparım

 

“Haramdan Sakın” serisinde çatışma daha çok romantik bir aksiyon üzerinden ilerliyordu. Hikâyeyi polisiyeyle desteklemiştiniz. Ama “Tan Yeri”nde çatışma daha çok üçüncü kişilerin aksiyonuyla ilerliyor. Arsıl’ın ve Helya’nın ara ara birbirleriyle ve kendileriyle çatışmasını da görüyoruz ama sanki aksiyonun varlığı önceki seriye göre daha çok kendini gösteriyor. Bizi bekleyen diğer kitaplarda aksiyonun kazandığı ivme biraz daha artacak mı yoksa farklı bir şey mi düşünüyorsunuz?

 

Yapmak istediğim salt romantizm yahut salt aksiyon yazmak değil, bu ikisini dengede tutabildiğim hikâyeleri hayal ediyorum. Bundan sonrası için de planım, aksiyonun romantizmle beraber ilerlediği hikâyeler yazmak; bu dengedeki iyi hikâyeler beni çok heyecanlandırıyor.

 

 

“Tan Yeri” serisinde kitapların içinde suluboya resimlerini görüyoruz. Bunlar; hikâyeyi destekleyen ve okurlarınızın da hayli sevdiği resimler. Hem yazıyla hem de resimle aranızdaki bu bağı nasıl tanımlarsınız ve nasıl başladı her şey?

 

Kendimi idrak ettiğim ilk andan beri resim yapardım. Yazı, hayatıma sonradan dâhil olan bir eylem. Şimdi ise ikisinin hayatımın değişmez iki parçası olduğunu söyleyebilirim. Resim çizerken hayal ettiğimi çizerek tasvir ediyorum; yazı yazarken ise hayal ettiğim şeyi tasvir ederek yazıyorum. Benim için bu ikisi özünde çok benzer şeyler.

 

 

İlham Güzel Şey

 

Hikâyeleriniz için nereden besleniyorsunuz? İlham sizin için ne anlama geliyor?

 

İlham güzel şey, geldiği an insan, zaman ve mekân tanımaksızın eyleme geçmek istiyor ama ilham beklemenin çoğu zaman bir oyalamadan ibaret olduğunu düşünüyorum. Eğer yazmam gerekiyorsa çoğu zaman yazının başına geçip yapana kadar kendimi zorluyorum. Beslendiğim şeyler ise çoğu yazar gibi her şey. Yaşadığım her anda bir insanın farkında olmadan yaptığı bir davranış, önümden geçip giden herhangi biri ya da masada bekleyen yarım bir kahve… Kitaplar ve filmlerin yanı sıra çevremde gelişen her şey ilham kaynağı olabilir.

 

 

“Okurlarım şunu bilse şaşırırdı!” diyebileceğiniz bir yazma rutininiz var mı?

 

Rutinimin olmayışı olabilir. Bazen birkaç hafta tek kelime yazamazken bazen de günlerce yaptığım tek şey yazmak oluyor. Zaman geçtikçe bir rutine sahip olacağımı düşünüyorum ya da umuyorum.

 

 

Şimdilerde aklınızda büyüttüğünüz yeni bir hikâye var mı?

 

Aklımda yazılmayı bekleyen birden fazla hikâye var ama hâlihazırda sayfalara dökülen bir hikâyeden bahsediyorsak… Bu kez günümüz dünyasında geçen, geçmişte içinde oldukları kirli dünyayla savaşmaya çalışan iki insanın aksiyon, romantizm, silahlar ve bolca koşuşturma içeren hikâyesinin tam da içindeyim.

 

 

Heyecanlanmak Beni Üretmeye Teşvik Ediyor

 

Sizi yazarken en üretken yapan duygu nedir?

 

Bir şeyler izledikten, okuduktan yahut yaşadıktan sonra aklımda birikip harmanlanan fikirlerden bazı sahneler ortaya çıkıyor fakat hikâyenin tamamı değil, yalnızca can alıcı birkaç sahne. O sahneleri yazacağım zamanı düşünürken öyle heyecanlanıyorum ki onun çevresine bir kurgu inşa etmeye kuruluyorum. O heyecan benim için müthiş bir kaynak. Bir fikre karşı yerimde duramayacak kadar heyecanlanmak beni birçok şey üretmeye teşvik ediyor.

 

 

Türk veya yabancı yazarlar içerisinde sizi yazar olmaya teşvik eden yazar/yazarlar var mı?

 

Hedeflediğim her şeyi tek ya da birkaç yazara toplayamam, hedeflediğim farklı uçlarda şeyler var ve bunları birleştirmek istiyorum. Hasan Ali Toptaş’ın bazı ufak hareketleri, yalın ama dokunaklı bir şekilde tasvir etmesi ya da Stefan Zweig’ın sıradan duyguları dahi coşkuyla anlatması beni epey etkiliyor. Bunun dışında kurgu açısından ilham aldığım çok çeşitli, güncel yazarlar da oluyor.

 

 

Kelimeler Keşfetmekten Keyif Alıyor

 

Bir başucu kitabınız var mı?

 

Başucu kitaplarım genellikle farklı türde ve alanlarda sözlüklerden oluşuyor. Yeni, güzel kelimeler keşfetmekten çok keyif alıyorum. Bunun dışında en sevdiğim kitap dahi olsa, onun genelde kitaplığımda durmasını tercih ediyorum, ara sıra işaretlediğim yerleri okuyup kitaplığa bırakmak bana yeterli geliyor.

 

 

Dinlemekten en çok keyif aldığınız müzik türü?

 

Egzotik dillerdeki müzikleri ve dizi-film müziklerini çok severim. Özellikle beni etkileyen sahnelerde dinlediğim müziklerin yakasına epeyce bir süre yapışıyorum. Bunun dışında var olan şarkıların enstrümantal versiyonlarını da dinlerim.

 

 

En sevdiğiniz şehir?

 

Görmeyi istediğim ve çok seveceğimden emin olduğum birçok ülke-şehir var, fakat görüp gezdiklerim üzerinden konuşacak olursam, deneyimlediğim tüm şehirlerin arasında benim için İstanbul’un yerini tutabilen başka bir şehir görmedim.

Etiketler:
Merjam

Merjam

Copyright © Tüm hakları saklıdır. Merjam.com – Copyright 2021 | Codlio